Daha önce bu tarzda bi konuyu ele almıştım bazı tepkilerle karşılaşmıştım ancak yine bu tarz bir konuda yazmakta ısrarcıyım.
Toplumlar canlı varlıklardır,yaşarlar,gelişirler,değişirler. İnsan da toplumun bir parçasıdır ve bu şekilde yıllar boyu bir değişim süreci yaşanır.
Şimdi bilimsel tarafını anlattıktan sonra bir gerçeğe dikkat çekmek istiyorum; toplumun geliştiği,değiştiği aşikar; bir önceki nesile göre bir sonraki nesil başkalaşıyor hatta yaşadığım şu 20 yılın (biraz daha fazla da lafın gelişi) son 10 yılında bile toplum değişmiş ve bazı şeylere daha açık hale gelmiştir.
Kızlarla bağlantısını kuracağım bi başka konu olan değişen toplum yapısında bağlantı şu dostlar:
Toplum değişiyor ama kızların o "ilk adım" tripleri değişmiyor.
"İlk adımı erkek atar" mışşşşş... Neden böyle ki bu? Tamam, halen toplumumuzda bir kızın ilk adımı atması bazı yanlış düşüncelere yol açar ama bazen hal öyledir ki kızın açılması da gayet doğaldır. Neden? Sorgulamak istiyorum, soru basit: İlk adımı neden hep erkeklerden beklersiniz?
Ya da ilk adımdan önce ilk adım-vari şeyler vardır; kızın peşinde koşulur. Peşinizde koşturulmak niye bu derece fazla haz uyandırıyor?
Değişsin istiyorum, toplum değişiyorsa kızlar da kendisini yenilesin. Daha açılımsal, zaman zaman uygun yerde hamleyi yapabilen,biraz daha çabalayan tek başına yaşanılan bi şeymiş gibi davranmayan gelişmeler bekliyorum.
Böyle örnekler daha anlatılamayacak kadar çok, ha biz erkekler niye bu kadar peşinde koşarız? Onu engellemek için de toplu bir uyanış gerekir. Tüm erkekler sendikal bi hareketle bu tavırları değiştirebilir. Bu yazım sokağa davet, greve teşvik değildir bir düşüncenin dile getirilişidir. Kızlar kendinize gelin, akıllı olun, adam olun(!):)


“Efendiler!
Bir şeyin zararıyla, bir şeyin imhasıyla yükselen şeyler, bittabi’ o şeyden zarara uğrayanı alçaltır. Hakikaten Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık, Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlana durmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi.

Halbuki,
Hangi istiklâl vardir ki,
ecnebilerin nasihatleriyle,
ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?..
Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!…”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk
6 Mart 1922 TBMM Açılış Konuşması


Bunu neden paylaştım aslında tam olarak bir sebebi yok ama Türkiye'nin Barrack Obama'dan aldığı övgülerden sonra aklıma geldi ve bu konuşma aklıma geldi şu kısmını içimden tekrarladım; Hangi istiklâl vardir ki,
ecnebilerin nasihatleriyle,
ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?..

Sevdiğim Kız Bana Abi Deyince



Bunu daha yeni izledim, çok eğlenceli çok güzel bir şarkı ve vidyo. Sevdiğim bir arkadaşıma hediye ediyorum (ifşa etmeye gerek yok o kendini bilir).

Bilal kardeşimizin keşke gözleri açık olsaydı da pek çok sanatçının bile yapamadığı eğlendirme işini salt darbuka ve kendi sesiyle nasıl becerdiğini hissettiği gibi görseydi.

Serdar Turgut-Son 10 Yılın Önemli Olayları Listesi

Yazılarında mizahla bize bir şeyleri gösteren bazen de ağlanacak halimize güldüren Serdar Turgut yine yapmış pardon yazmış yazacağını:

Son 10 Yılın Önemli Olayları Listesi
Yine aralık ayındayız. Yani benim Serdaramus yazısını yazıp önümüzdeki yıla ilişkin tahminlerimi ortaya koymam ve geçmiş bir yılı değerlendirme yazılarımı yazmamın ayındayız. Bunlar geleneksel ama bu defa bir başka iş daha yapmak zorundayım. Son 10 yılın trendlerini, olaylarını da değerlendirmem gerekiyor.

İşte bugün son 10 yıla ait önemli olaylar listemi veriyorum.
1- Zaten bilinen bir gerçek, geçtiğimiz 10 yıl içinde çok daha güçlü bir şekilde kanıtlandı. Erkeklerin temelde tamamen ve geri dönüşsüz biçimde aptal oldukları yaygın kabul gören bir düşünceydi. Ancak bu ilk kez 10 yılın başında başlayan Jackass dizisi ve filmi ile açıkça gözler önüne serildi. Erkeklerin kendilerini ağır şekilde yaralayabilecek hareketleri, üzerinde hiç düşünmeden rahatlıkla yapıp sonra da buna gülebildikleri, özellikle ağır yaralandıkları durumu sevdikleri görüldü. Bu, birçok insanı gelecek açısından hayli karamsar yapsa da 2012 yılında dünyanın sonunun gelmesi ihtimalinin hala daha bulunması bazı insanlara teselli oldu. Çünkü erkeklerin böyle olduğu bir dünyayı çekilmez bulanların sayısı da hayli fazla.

2- Son 10 yıl içinde dünyanın tüm lisan bilimcilerini şaşırtan bir gelişme yaşandı. 'Bazı dünya lisanları ortadan siliniyor' diye endişe eden bilim adamları, sonunda nihayet yeni bir lisanın geliştirildiğini de görerek sevindiler. Bu müjdeli haber Türkiye'den geldi. Türk gençleri tamamen özgün ve bazen kendi yurttaşları tarafından bile anlaşılamayan yeni özel bir lisanla konuşmaya başladı. R harfini tamamen alfabeden silen, Ş harfine abartılı, gereksiz vurgulamalar yapan ve her kelimeyi tamamen lüzumsuz yere normalin üç misli esneterek söyleyen bu konuşma stili hayli yayıldı ve tuttu. Türk gençleri yabancı lisanları da bu vurgulamalar ile konuştuklarından o konuşma stili tüm dünyaya salgın hastalık gibi yayıldı.

3- Geçtiğimiz 10 yılda kızların düşük belli pantolon giyme modası çıktı. 2 numaralı maddedeki gibi konuşan kızlar, düşük belli pantolonların tamamen düşmesi sonucunda üstüne üstlük toplum içinde aniden donla da kaldılar. Böyle şeyler olunca zeka durumu 1 numaralı maddedeki gibi olan erkekler bunu gördükleri anda tamamen ve kalıcı bir biçimde daha da eblehleştiler. Bu arada 'Düşük belli pantolon kazası paparazzisi' diye de bir şey ortaya çıktı.

4- Bu yıllarda 'Gerçeklik şovu' (Reality show) diye bir oksimoron da çok yaygınlaştı. Gerçeklik şovlarının gerçeklikten çok daha ilginç, çok daha eğlenceli olduğunu düşünen ortalama televizyon seyircisi (Bu, 'Eblehler yığını' tanımını nazik biçimde yapmanın yoludur) bu şovlara büyük ilgi gösterdi.

5- Kafası kesilerek vücudundan ayrılan insanların bu olaydan sonra bir süre düşünüp konuşabildiklerinin geçtiğimiz 10 yıl içinde ortaya çıkması da çok kötü oldu. Karısının kafasını keserek onu öldürmeyi planlamakta olan birçok erkek sırf bu yeni bilgi yüzünen düşündüğünü yapamadı. Çünkü en azından ben kafası vücudundan ayrı biçimde konuşmayı sürdüren bir Rana'ya pek tahammül edebileceğimi düşünmüyorum.

6- Hayvanlar da bir tuhaflaştı geçtiğimiz 10 yılda. İlk önce 'Deli dana' hastalığı ortaya çıktı. Sonra 'Kuş gribi' ve 'Domuz gribi' geldi. Kuş gribi patlamadan önce evinin bahçesinde bir kümes dolusu tavuk beslemeye başlayan Türk köşe yazarının absürd haberi dünyaya bomba gibi düştü. Bu kişiye yeni Jackass filminde başrol oynaması için teklif getirildi. İnsan artık hangi hayvana güveneceğini bilemez hale geldi. İnşallah gelecek 10 yıl içinde köpek veya kedi gribi diye bir şey de çıkmaz. Eğer bir gün köpek gribi diye bir şey çıkarsa ben tavuklarım gibi köpeklerimi katiyen imha edemem. Bu da şimdiden bilinsin. Çünkü onlar kangal cinsi ve orta boy bir dinozor büyüklüğünde. Eğer sıkıyorsa gelin de siz imha etmeyi deneyin onları bakalım.

7- Tüm istatistikleri yalanlayan, tüm olasılık hesaplarını boşa çıkartan gelişme yine Türkiye'de gerçekleşti. Türkiye'de son 10 yıl içinde askeri darbe olmadı. Darbe gibi temelde pre-modern olan bir şeyin Türkiye'de post-modern darbeye dönüştürülebilmesi de hayli zorlama olan bir bakış açısına göre insanlığa teorik düşünce katkısı olarak görülebilir.

8- Cep telefonu bela gibi sardı etrafı. Okuma-yazması olmayan ve hayatında hiç para kazanmamış, temelde konuşacak konuları olmaması gereken insanlar bile ceplerinde üç adet telefon birden taşımaya başladı. Kiminle ne konuşabilecekleri meçhul bu insanlar çıkarılan iPhone'ların da en büyük müşterisi oldu. Geçen 10 yıla damgasını vuran bir başka gelişme olan 3-G teknolojisi de gelişince bu anlamsız insanlar üstüne üstlük birbirlerini görerek de konuşmaya başladılar. Bunların birbirlerini görmeleri de pek hoş olmadı. Sonunda bir araya gelip örgütlenmeleri ve toplumun düzeyini daha da aşağıya çekmeleri ihtimali ortaya çıktı.

9- Geçtiğimiz 10 yılın en büyük felaketi 8. maddede tanımladığım türdeki insanların ereksiyona yardımcı hapları en fazla kullanıp bir de üstüne üstlük seks yapmalarıdır. Bu tabii ki gen havuzunun inanılmaz derecede bozulması, çarpılması anlamına geliyor. Ben geçtiğimiz 10 yıl içinde başlamış olan bu trendin önümüzdeki 10 yıl içinde sonucunu alacağımızı, ortada 'Teenage Mutant Ninja Turtles'a benzeyen sevimsizlerin dolaşacağını düşünüyorum. Üstelik bunlar etrafta dolaşırken çiklet de çiğniyor olacak.

10- Son 10 yılın bence en önemli ifşaatlarından bir tanesi Türklerin evlenmeye çalıştıkları kadınlar tarafından reddedilmelernden sonra bile göbek atabildiklerinin ve üstelik bunu kendilerini biraz önce hakaret de ederek reddetmiş kadınla karşılıklı yapabildiklerinin ortaya çıkmasıdır. Bu tuhaf gelişme canlı yayında televizyondan bile yayınlandı.

Bozuk Şarz Cihazı ve Kızlar


Eski bir telefonum var ve doğal olarak masraf yapmak istemediğimden dandirikten şarz cihazlarıyla idare ediyorum ama sık sık da bozuluyorlar. Sağlamını alamıyorum çünkü telefonu ha bugün ha yarın atacağım modundayım.

Konumuza gelirsek; Şarz cihazım bozuk (bundan bize ne? diyorsunuz ama bi sabır) ve bi şarz ediyor bi etmiyor.
Ben de şunu farkettim bırakıyorsunuz bazen şarz ediyor derken hiç beklemediğiniz anda şarz etmiyor. Siz devam ettirince o da şarza devam. Kızlarla benzerliği ne mi? Bi kızla mesajlaşırsınız; canı istediğinde cevap atar canı istemediğinde atmaz ya da tam "hah atıyor mesaj rayına girdi iş" dersiniz bi anda bekle bekle cevap yok.
Elimdeki şarz cihazı da işte böyle; ediyor ediyor duruyor. Ben mesaj atıyorum yani bi daha kabloyla oynuyorum çalışmaya yani cevaba devam. Yani bi naz bi naz. Bi de bi umut var bekliyorsunuz. Sonra bi süre ne yapsanız, etseniz kar etmez yani cevap yok; yani şarz etmiyor. Bitti bu iş ya da bozuldu bu cihaz diyorsunuz ama bi anda geri geliyor şarza devam. Yine umut. Derken işi akışına bırakıyosunuz ne halin varsa gör yarın yenisini alıp seni çöpe atacağım deyip bi kenara bırakıyosunuz aynı başkasını bulayım seninle işim olmaz der gibi.

Bence büyük benzerlikleri varmış da farkında değilmişiz ya da bozuk şarz cihazı bana böyle hissettiriyor.

Koparzinho Gönülleri Fethediyor


Gelir gelmez sempatik tavırlarıyla ilgi odağı olan KOPARZİNHO (KİMDİR?) için Facebook'ta hayran sayfaları açılıyor. Geçirzinho'dan sonra Beşiktaş'ın en önemli transferleri arasında yer alan KOPARZİNHO'nun gelişini sizlere daha önce de yine bu sayfalardan ilk biz duyurmuştuk. Gökhan SARI'nın büyük emeği geçen bu transferin ardından KOPARZİNHO, sadece GEÇİRZİNHO'nun alternatifi olarak kalmamış onunla birlikte inönü'de başlayarak, trabzon, samiyen ve en son old trafford'da görülmüştür.

Müthiş çabaları ve sempatik tavırlarıyla gönülleri çalan KOPARZİNHO bir vidyo çekmiş ve kendisine olan ilgiyi iyice artırmıştır.

Konuyla ilgili haberin başında da bahsettiğimiz gibi kendisine hayran sayfaları açılan KOPARZİNHO'nun hayranı olmak için buraya tıklayabilirsiniz.

işte KOPARZİNHO'nun ilk canlı görüntüleri, sizce de çok sempatik değil mi?

Not'lara Verilen Tepkiler


Vizelerde son düzlüğe girilmeye başlanılmasıyla beraber notlar da ufaktan ufaktan açıklanıyor. Herkes birbirine notunu sorduğunda verilen tepkiler hep çok benzer oluyor. İşte onları bi gruplarsak not not şu tip tepkiler çıkıyor:

0-30 arası alırsanız: "Hadi yaa niye yapamadın yaa?.." gibi sıcak görünmeye çalışan tipler vardır bu tipler notun dibine vurmuştur 60'ı geçeli çook olmuştur. Bir de sizin gibi bi başka mazlum daha vardır; "aynı ben de yaa yapamadım ne biçim sormuş öyle" diyen hocayı suçlayan ve sizin hiç suçunuz olmadığını ima edip kader birliği çabasına giren tiplerdir bunlar da.
30-40 arasında "finalde yaparsın (belki)" tarzı hadi koçum dercesine gazlı umut veren cümleler kurulur. Siz de o sınavda az çalışmanıza rağmen o notu almışsınızdır ve büyük gazdasınızdır; "Kesin geçecem abi ben bu heriften" gibi o anlık gazla söylenen cümleleri yerleştiriverirsiniz.
(60 geçme notudur) 50-60 arası alırsanız tepkiler de şöyle olur; "eh iyi ya" gibi "bari finalde de yakın yapar geçersin" gibi cümleler kurulur. Çok da umursanmaz, o notlar boynu bükük, yoruma kapalı kalırlar. (Özellikle 60 ise not, 50 ise biraz daha gaza açıktır)
60'tan yukarısında tepkiler kişiden kişiye değişir; 70 falan ise "oo iyimiş" gibi cümleler kurulur, 80 ve üstünde "ohaaaa be abi" diye inekliğe hayranlık belirten cümleler argo biçimde kurulur.
Zaten 100'se not bi daha o kişiyle konuşmama kararı bile alınabilir.

Bi de düşük alan kendinden bi tane daha aramak ve bulmak ümidiyle sorar, yüksek alan da bakalım bi ben mi zekiyim yoksa herkes mi böyle diye sorular sorar.

Bu saydıklarım normal bir üniversite öğrencisi içindir. Öyle her sınavı 80-90 olan, inek tipler bu yazıda kendini bulamazlar. Onların psikolojisinden anlamak biraz zor çünkü ben de daha sıradan, ligin filaş ekibi tarzında bir kişiyim. Bi bakarsın 80-90 bi bakarsınız küme düşüyoruz 30-40. İnişli çıkışlı grafikli öğrencilere selam olsun diyerek noktayı bırakıyorum buraya. Devam etmek isteyen yorumlardan anlatsın.

Kalemim Kaybolmamış

İnsan bi kalemin ardından üzülür mü?..Ben üzülürüm işte..Takıntılı bi adamım, Hasta Ruh Alpay Erdem'de kendimi bulmam da bu sebepten olsa gerek.
Önce kalemimle tanışmamıza gelelim; öss zamanlarıydı...Kalemi elimizde çeviriyorduk. Test soruları üzerinde harcadığımız zamanlar da artınca kalem çevirmek kaçınılmazdı.

Ama o güne kadar aşkımı hep farklı kalemlerle yaşamıştım, genelde herkes gibi rotringlerden gidiyordum. Rotring'in bugün conconlar için kullanacağımızı bilmediğimiz bir kelime olan, o zamanlar sadece rotring modeli olarak bildiğimiz "tikky"si ile yaşardık aşkımızı. Zaten genelde de çakmasını kullanıyomuşuz da haberimiz de yokmuş (utanmaz kırtasiyeciler!). Öss zamanları kalem çevirme sırasında kalem oldukça hafif geliyor elimden uçuyordu. Ağır kalem arayışı ile kırtasiyeye adım attım; öyle herkesin kullandığından da kullanmam ha.

Şu üstteki resimdeki klasikleşen faber castell ile işim olmaz direk es geçtim. Rotring tikky zaten sıradan. İşte o an o zalım ışıltısı, o karabahtım gözüme çarptı. Ordaydı Faber-Castell'in yeşil ince ama ağır kalemi ordaydı. O zamanlar 10 TL idi (Şimdi 12 oldu) pahalı gelmişti ama evet bu olmalı deyip aldım kalemi. O kalemle öss atlattım ben manevi de bi anlam yüklenmişti artık.

Aramızdaki aşk da her geçen gün büyüyordu. Üniversitede dönem arası tatile gittik; dönüşümde ne göreyim.. Kalemim olduğu yerde yoktu.. Yıkılmıştım olamazdı ama olmuştu. Okuduğum şehir Kırıkkale'de de nasıl oluyorsa bu kalemden yoktu. Ankara'dan aldım ondan bi tane daha. Eskisine inat yenisiyle daha hoyratça yaşadım aşkımı ama nalet yurtta hem de ondan 20 dakika kadar ayrılmışken yine onu benden çaldılar. Yıl sonu geliyordu biraz ayrılık iyi dedim yazın aldım yenisini. Okuluma geldim güzel giden aşkımızda hiç birşey eksik değildi. İlk sınava girdik akşamına eve geldim şokkk...Kalemim, bir başka faber castell'im yine beni terketmişti. Yıkıldım orada kaldım, bir hüzünlendim, bir üzüldüm. Aradım aradım yok. Hatta çıkıp sokaklara arayasım bile geldi ama düşmesi imkansız cepten nereye gitmişti onu anlayamadım. Ev arkadaşımın verdiği bi başka kalemle sınava gittim. Yine aynı cebe koymuştum o kalemi yerini dolduramıyordu be.. Olmuyordu işte hep bişeyleri eksikti. Ertesi gün o kalemi cebimden çıkarırken bir de ne farkedeyim; CEBİM DELİK!!!!
O güzelim zalımın ışıltısı kalemim ordan montumun içine düşmüş yani montun boşluklarında dolaşıyor. Ve ben onun yerini bi başka kalemle doldururken de beni görmüş olmalı. Kimbilir oradan bana nasıl seslenmek istedi ama yapamadı kalemim. Onu kaybettiğime üzüldüm, bulunca oradan bana seslenemeyişine, sessiz sayhalarını düşündüğümde onlara da üzüldüm. Geçmesin onsuz sınavlar, olmasın onsuz noktalar, virgüller. Kalemim nolur bana küsme..
Daha yaşanacak nice sınavlar, hoyrat notlar varken bunu bana yapma!

Susam Sokağı


Çocukluğumuzun değişilmezi onlar. Dün yani 6 Kasım yani bundan bir kaç dakika öncesi 40.Yılıydı.
Hepimizin çocukluğu onunla geçmiş, google'ın böyle bir şeyi bizlere hatırlatması çok güzel.
Şahsen ben onları unutmadım, bugün olsa bugün de izlerim.
İşte onlardan bi kesit

Şimdi onlar yoklar ve bizler de çok büyüdük.
Sizi çok özledik be

"Taraf" saçmalayacak yer arıyor


Taraf'ını hepimizin bildiği ve Türk Milleti,Devleti ve Ordusundan karşı tarafta yer tutmayı iş bilen "Taraf" gazetesi ne yapmaya çalıştı kimse anlayamadı ve twitter'da herkesin t..şşk malzemesi oldu.
Elde değil gülmemek; Muhsin Yazıcıoğlu'nu NTV düşürdü. Ahmet Altan denyosu(az bir kelime daha fazlasını yazmak istemedim) işte bu başlıkla yazısını dillendiriyordu. NTV 'nin14.34 te aradığını yani kazadan önce arayıp manyetik alan oluşturduğunu ve helikopteri düşürdüğünü söylüyordu. NTV'den cehalet dünyası Ahmet dAltan'a cevap geldi.

O bahsedilen saat GMT'ye göreydi yani İngiltere Greenwich'e göre. Türkiye'de saat GMT+2'dir. Yani oradan 2 saat ileridir. Zaten pek çok yerde saat seçerseniz İstanbul GMT+2 yazar. Yani aranan saat 16.34 'tü düşüşten sonraydı.
NTV Ahmet Altan'ı cevapladı.

Neyse ki dalga geçmemiş; şahsen ben olsam:
Ahmet oğlum saçmalayacak başka şey kalmadı mı? Nereye kadar bu iddialarla yaşayacaksın?
Aldığın kapakların sayısı 2 tabak 3 bardağı geçti yetmedi mi?..
Orduya salladın sana belgelerle kapak yaptı daha yeni yok hızını alamadın devlet ve kurumlarından vazgeçip özel sektöre de sallamaya başladın, liberal misin komünist misin anlayamadık ki seni amacın ne dayı yaa?

Kafayı yemek üzeresin tirajı artırmak için başka yollara başvur artık dAltan; magazine yüklen ya bari böyle saçmalamaktan iyidir.

Ekmek Teknesi'nden

Bu hikayede gönül var sefa yok..
Alttaki video Youtube linkidir.



YOUTUBE LİNKİNİ GÖREMEYENLER İÇİN


Şehir içindeki otobüs yolculuklarımızda bir kız ya da kızlar açısından yakışıklı bir erkek görürüz ve belki de yolculuk boyu "keseriz/kesişiriz". Sonrasında da o insanı bir daha görebilmek umuduyla o otobüse bineriz ya da çarşıda sokakta gezerken sağa sola bakarız.

Bir ortamda karşılaşabilmek için ya da bir arkadaşının arkadaşı olması ihtimalini hesap edersin ama hep nafile çıkar.

Web 2.0'dan bahsetmiştik ve insanların bunun gelişmesiyle sosyal ağlara ilgisini söylemiştik. Türk sosyal ağları da çoğalmaya başladı. Bunlardan ilginç olan bir tanesi de çok ilginç bir şeye hizmet ediyor; yukarıda bahsettiğim olayda,otobüste gördüğünüz insanı bulamama derdini ortadan kaldırıyor. www.otobustegordum.com. Sitede İzmir, Adana, Eskişehir, İstanbul ve Ankara şehirlerinin otobüs ve metro hatları var. Sitenin sloganı da "onu otobüste gördüm bir daha bulamadım SON!" şeklinde. Üyelikten sonra hangi hattı kullandıysanız o hatta arama yapıyorsunuz ve eğer o kız buraya üyeyse "aha işte o" deyip hemen muhabbete başlıyosunuz. Sonra da otobüsteki 5 dakikalık göz göze gelmeler geçici bir heves olarak kalmıyor. Bu site tutarsa yepyeni aşklar otobüslerde de başlar. Otobüste gördüğünüz kızı bir daha görebilirsiniz neden olmasın denemekte fayda var.

Ryu Rauf'a Karşı



Bir zamanların kralı Street Fighter'ın vazgeçilmezi,en karizması belki de en güçlüsü. En kısa deyimle "
çocukluğumuzun kahramanı" yerle bir oluyor. Rauf Ryu'yu böyle alt ediyor:D bobiler.org'dan.

Amerikan Deniz Piyadeleri'nin Yemini


Amerikan Deniz Piyadelerinin ("Marine"lerinin) şehadetnamelerini duymamışınızdır. "Mezuniyet" töreni, gencecik erin, "
Bir Deniz Piyadesi Nedir?" haykırışı ile başlar ve şöyle devam eder: "Birleşik Devletler Deniz Piyadeleri, iki yüz yılı aşkın titremesidir yerin! Cehennemdir! Ölümdür! Yıkımdır! Dünyanın gördüğü en iyi savaş makinasıdır! Bombaların açtığı bir çukurda doğduk biz! Anamız bir M-16, babamız ta kendisidir İblis'in!


Denk al ayağını! Senin hayatına yönelik yeni bir tehdittir, yaşadığım her an benim! Ben, kaba görünüşlü, gezginci bir deniz piyadesiyim! Ben, kibirli, benmerkezci ve küstahım! Korku nedir bilmem; çünkü korkunun ta kendisiyim ben! Kan ve barsaktan oluşan yeşil bir canavarım! Suda da, karada da yaşayabilirim! Ama sudan çıktım ve cerahatimi dünyada mukim Amerikan-karşıtlarının üstüne boşaltıyorum! Ne zaman gerekir, ne zaman olursa, muharebe alanında görkemli bir ölümle ölecek, hayatımı Annem, Deniz Piyadeleri ve Amerikan Bayrağı uğruna feda edeceğim!

Kartalı Hava Kuvvetleri'nden, çıpayı Deniz Kuvvetleri'nden, halatı Kara Kuvvetleri'nden çaldık biz! /forslarından bahsediyor. Amerikan Deniz Piyadelerinin forsları halat sarılı çıpanın üstüne konmuş kartaldır/ Allah dinlenirken Yedinci Gün'de, O'nun sınırlarını aştık, dünyayı çaldık! O gün, bu gün, gösteriyi biz yürütüyoruz!

Biz, piyadeler gibi yaşar, denizciler gibi konuşur, her ikisinin de ayaklarını yerden keseriz şamarlarımızla! Gündüz asker, gece hovarda, dilediğimizde sarhoş ve Allah'ın izniyle, Deniz Piyadeleri'yiz, biz!"

Alev ALATLI'nın eski bir yazısından alıntıdır. Bunu okuduktan sonra dönün Irak, Afganistan'a bakın. Şimdi anlayabildiniz mi insanoğlu nasıl bu kadar vahşi,insanlık sıfatından sıyrılmış olabiliyor. Amerikan askeri işte böyle yetişiyor. Yemin savunma değil hep saldırı içeriyor. İblis'in çocuklarıymışlar. Burayı okuduktan sonra Kurtlar Vadisi Irak'taki diyalog aklıma geldi, oteldeki Amerikalı Tanrı'nın çocuğu olduğunu söyler. Dışarıda Memati İngilizce anlamadığı için Polat'a bunu sorar . "Abi ne diyor?".Polat; "Tanrı'nın çocuğuymuş". Memati de ne çocuğu olduğunu söyler kendince. Benim de onu diyesim geldi..

"Alpaslan'a Mektuplar"

Vakitsiz oldu ölümü Alpaslan Abi'nin. Kendisi Ultra-Aslan tribünlerinin lideriydi ama denir ya "taraflı tarafsız" işte öyle hepimizi üzmüştü onun ölümü. Ölümünün tam 1.yılında adına bir kitap çıktı : "Alpaslan'a Mektuplar"

İçinde tüm Galatasaray taraftarlarının,arkadaşlarının,onu seven tanıyan herkesin,ona yazdığı mektuplar,şiirler,beraber yaşadıkları anılar,hatıralar bulunuyor.
Kitabın geliri de Galatasaray Engelli Basketbol Takımına bağışlanacak. 27 Eylül günü satışa çıkan bu kitaba başta Galatasaray Store'lar olmak uzere,seçkin kitapçılar,Carrefour,Migros gibi marketlerden ve GS STORE'dan (kitap almak için tıkla) adresinden ulaşılabilecek.



Reklama göre; Zidane, yetenekleri aramaya çıkıyor ve orta saha alanında Liverpool takımının bir yıldızı vardır: 8 NUMARA GERRARD!.. Küçük bir çocukken Liverpool çantası ile rakiplerince kovalanır ve o an bir güç gelerek demiri açar orası Liverpool takımının kulüp binasıdır. O an işte Liverpool'un gücünün gölgesinde Liverpool için bir dinamo(powerhouse) doğar!..

Zidane şöyle diyor:

"İstanbul'da bir mucize yoktu, İstanbul'da diğerlerine zafer için ilham veren bir adam vardı! Bu ihtiyacım olan adam!"

Ve vidyonun sonunda diyor ki: "..every team needs the powerhouse a man whom 'you'll never walk alone.'"

Yani; "Her takım onunla 'asla yalnız yürümeyeceği' bir dinamoya ihtiyaç duyar!..."

Kurgu olsa da müthiş bir reklam. Buradan da reklamı foto-roman halinde okuyabilirsiniz.



Ancak bi yanlış var o da şu ki, İstanbul'daki formaları Reebok'tu Adidas değil. olsun yine de güzel bir reklam.



Resimdeki başlıkla verilen haberi nedir diye okumaya tenezzül etmedim ne olacaktı ki saçma bi magazin haberi. Aslında ilgi çekici bir şekilde de söylenmiş ama MAGAZİN'den nefret ediyorum bakmadım işte. Bloglarda gezerken rastladım buna nedir bu diye google'a yazdım ve karşıma itüsözlük çıktı ilk yorumu okudum hem olayı kavradım hem de içimden geçenleri yazmış sözlük yazarı elpinoras bunu paylaşmak istedim:

"bir esra erol aforizması.
http://www.hurriyet.com.tr/magazin/haber/12520970.asp?gid=222

ne ara aklınca toplumsal mesaj vermeye ya da toplumsal tavır sıçmaya başladı diye sormayın ben de bilemiyorum. açlığı, fakirliği, yokluğu görmek istiyorsa çok uzaklara gitmesi gerekmiyor aslında. ayrıca kendi sosyal sınıfını da bu şekilde belli etmesi onu ne denli aciz bir insan yapıyor anlatamam. ciple giderken bakmana gerek yok insanlara, çalıştığın ortamda grev yapan, sigortası yatırılmayan, senin ve senin gibilerin makyajını yapmak için günde 18 saat yayın binasında duran, gözleri bozulan kamera-ışık-set çalışanlarına bakınca da ağlayabilirsin.
belki de yanındakilere baksan, ciple giderken bakmana bile gerek kalmayacak.
gerçi görmene sevinmedim diyemem. o insanları da gör elbette, görmeyen o... çocukları da mevcut hala. o insanlara sadaka dağıtarak ülkeyi s2msonik yönetip insanları avuç açmaya iten bağımsızlığımızı parsel parsel satan itler de senin gibi görse çok şey değişecek.
bir de inanamadım, demek görünce ağlıyorsun, ne yapıyorsun peki sonra? eve gittiğinde, cipten indiğinde?...
hayatın acımasızlığı her zamankinden beter. ama sen yine de böyle açıklamalar yapma, saçmalama; yalnızca çalışırken etrafına bak, emin ol ağlanacak, aylardır maaşını alamayan, sigortası bile yatmayan o kadar çalışan var ki...
çözümü de o efsanevi hayatının arka penceresinde arama.

ya da keşke izdivaç programı yaparken insanların gözlerinin içine daha iyi baksaydın. görmek için ille de "cipten" bakmaya gerek yok. mesafe koyma onlarla arana, in cipten, otobüse bin. ya da çalıştığın ortamdaki insanlarla iki çift laf et... emin ol, bu sefer olacak."


biçimlendirmeler bana ait özellikle hoşuma giden noktalar onlar. Daha çok içimizi okuyan yorumlar buradan okuyabilirsiniz.


"Ne zamandır uğramadık buralara ama çok şey değişti hayatımızda.Yeni hedeflerimiz var ufukta.Sevilicez artık mesela.Ağlamıycaz.Bundan sonra hep gülücez.Ama ceza sahasına da girmiycez.
Karar verildi.Senin ipini bu gönül çoktan çekti...
Sevme derler bana hep.Sen sevince kayboluyorsun.Karanlıkta kaybolsamda,sen hep benim oluyorsun..

Bugün senden geçtim ,
Zaman geçmeyecek artık
Ellerim kesik, bedenim hissiz,
Yarım kalmış bir, cümleyim artık...
Bizsizliğe bir adımda ben attım bugün,düne kadar bizi sensiz yaşamaya karar veren ben,bugün ilk kez tohumlarını attım yüreğime,aklıma bizsizliğin... Bir gidişde benden olsun dedim...Bir kaç akşamda, benim gidişime içelim istedim... Gittim senden...
Zor oldu... Çok zor hemde... Hayallerimi katlayıp görünmez kutulara kaldırdım.Dokunduğun herşeyi dikkatle topladım evimin her köşesinden...Bunca zaman defalarca deneyip, neden yapamadığımı daha iyi anladım... Gitmiş olsanda dönüşlerine kitlenmişdim çünkü,umutlarım sağdılar.Ve sözde kimse öldüremezdi onları...Bir tek ben yapabilirdim,bir tek bende saklıydı hakları... Bende yaptım... Dönüş umutlarını öldürdüm... Bir gidişde ben verdim bu sevdaya... Gittim...
Yarım bıraktın,yarsız bıraktın beni.
Yalnız değil,ıssız bıraktın beni...
Suskunluklarım,durgunluklarım,senin gidişinle adet edindiğim herşeyi,bir ara senden kalanlarla birlikde götürmek için gel,görünmez kutularımdaki hayaller,öldürdüğüm umutlar hepsi sende kalsın.. İstemiyorum artık,susmak...İçimdekini gizlemek bana göre değil ki hem... Ben yeni umutlara gebe kalmak istiyorum,senden uzak,içinde sen olmayan hayaller kurup, peşinden gitmek istiyorum...Anla işte,bende gidiyorum...
Bugün senden geçtim ,
Zaman geçmeyecek artık
Ellerim kesik, bedenim hissiz,
Yarım kalmış bir, cümleyim artık...
İçimde koca bir boşluk var,meğer senden kalanlar ne çokmuşlar.Şimdi bir başkasının o boşluklara yeni anılar ekmesine izin vereceğim.Yapamam diyordum, olmaz ,aklımda fikrimde sen varken bir başkasının gözlerine bakamam diyordum,Yaptım...
Belki sana baktığım gibi değildi,belki sen gibide bakmadı o gözler bana,ama gittim işte...Gittim...

Yarım bıraktın, yarsız bıraktın beni.
Yalnız değil,ıssız bıraktın beni...
Birinden gitmek ne kadar zormuş...Herşeyi kabullenip, sonu belli olmayan bir hiçe doğru yol almak...Sanada kolay değildi biliyorum,ama kızıyorum işte sana, lanet olsun kızıyorum...Herşeyiyle yarım bıraktın bu aşkı.Bir ben değilim yaralı çıkan bu aşktan biliyorum. Gözlerimin önünde eriyişini izliyorum. Ama kızıyorum işte ,kızıyorum. Yüreksizliğine kızıyorum.Bu kadar kolay harcayışına kızıyorum...Pişmanlıklarına kızıyorum...Habersiz gidişine kızıyorum...İstediğin oldu işte dünyam, gidiyorum ,bende gidiyorum...
Yapamam dediğim şeyi yaptım...Gidişinle gördüğüm her yüze sen gibi bakan ben,bir başkasına sen olmadığını bile bile baktım.
Gözünaydın dünyam,gözünaydın...BENDE ,BENDE BU AŞKI ALDATTIM..."


Bu yazının başlığı bu değil bilmiyorum da başlığı nedir Özkan Yeşil isimli kardeşimiz yazmış bunu biraz kendisinden,biraz şarkılardan,biraz da başka yerlerden karıştırmış katıştırmış ve "Bir adın kalmalı geriye" dercesine döktürmüş..
Başlığı da ben attım Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiirinden İbrahim Sadri seslendirmiş;şiirin adı :"Bir adın kalmalı"
Sevip de sevilmeyenlere gelsin deriz ya işte öyle sevilmeyenler ve artık sevmekten usananlar,umutları denize bırakanlar ve ardından yeni umutlara yelken açanlara gelsin bu yazı ve sonrasında şiir. İbrahim Sadri'den dinlerken yazıyı okuyun derim fonda o olsun. Bu yazıyı da derinlerden hissettiyseniz kolay gelsin.

İnternet işte böyle çalışıyor,güvenlik duvarından geçen tarayıcımız(browser) kullanıcımızın(user) google'ı istemesi üzerine güvenlik duvarının(fire wall) şifre sorusuna yanıtını verdikten sonra düşüyor yollara ve google'ı bulup haberi getiriyor.



resimi boyutluca görmek için üstüne tıkkk

Yeni Nesil Bisiklet-yikebike



Yepyeni tarzda bir bisiklet. Açıkçası benim hoşuma gitti. Küçük oluşu,pratik oluşu ve en güzeli katlanabilir oluşu çok güzel. Vidyoda da göreceksiniz hoşunuza gidecek. Bir dezavantaj;normal bisikletlerde ağırlığınız öne veriyorsunuz ancak bunda dimdik durmak zorunda olmak bel bölgemizde biraz ağrılar oluşturabilir düşüncesindeyim.

"Saatte 10 kilometre hızla giden ve elektrikle çalışan bisiklet, 10 kilogram ağırlığında. Londra’da test edilen araç, trafik ve park sorununa karşı geliştirildi. 15 saniyede kullanıma hazır hale gelen bisiklet katlanarak çantaya giriyor. Böylece kullanıcısı aracını omzuna alarak ofisine giriyor. Yaklaşık 3 bin Sterlin’e satılması planlanan bisikletin motoru arka pedallardan 1.2 kW elektrik gücü üreterek sürücünün işini kolaylaştırıyor"
Üreticinin Web Sitesi: http://www.yikebike.com/

Bisikletin tanıtım sürüşleri ve resimi daha fazlası için tıklayınız...




Kaladze tarihe geçti


Kaladze,2010 Dünya Kupası Elemelerinde kendi kalesine öyle goller atıyor ki tarihe geçiyor.
İtalya'nın Gürcistan karşısında 2-0 kazandığı maçı Kaladze kendi filelerini adeta bir İtalyan Santrafor gibi hatta onların yapamadıklarını yaparak havalandırıyor.
Goller gerçekten çok klas ve Kaladze'nin yıkıldığı an.


Nike Reklamında Bir "Çirkin Futbolcu"

vermante.blogspot.com'da gezerken rastladım bu resime. Slogan çok hoşuma gitti yüzünde yanık olan Riberry diyor ki: "Ben bugüne kadar güzelliğin maç kazandırdığını görmedim ya sen?" ben de görmedim diyebildim sadece.




İşte böyle bir yüze sahip Ribery ancak futbol yüzünüzle oynanan bir oyun değil.
Nike'ı bu seçiminden dolayı tebrik ediyorum ve Ribery'i de.vermante'nin konuyla ilgili yorumunda dediği gibi: "Kendi ile barışık olmak bu olsa gerek."

Mesele Eşek Olmamakta!


Fıkra mı, kıssa mı vecize mi dersiniz artık bilemem;

" Bir yerde eşeklere acımasızca semer vurup yük yükleyen bir semerci varmış. Semer vurup çok büyük yükler bindirirmiş. Bundan rahatsız olan eşekler bi hocaya gidip bu işten kurtulmanın yolunu ararlar. Gittikleri hoca der ki: "Dua yapayım semerci ölsün?". Fikir mantıklı gelmiştir eşeklere. Kabul ederler ve bir süre sonra semerci ölmüştür. Eşekler rahatladıklarını düşünürler ancak yeni semerci gelir ve ağır yükler binmeye devam eder. Eşekler yine aynı hocada ararlar çareyi ve yine bir dua ile semerciyi öldürmeye karar verirler. Plan tutmuştur yeni semerci de yolcu. Eşekler "bu sefer" derken yine rahat göremezler sistem aynen devam; yeni semerci ve yine ağır yükler yüklenir sırtlarına. Danıştıkları ve dua ile semercileri ölmesini sağlayan hocayı değiştirmekte ararlar çareyi. Düşerler yola bi başka hocaya gidip durumu anlatırlar.

Hoca anlatılanları dinler ve der ki; "Sizin duanız yanlış. Semerciden kurtulmaya dua edeceğinize eşeklikten kurtulmaya dua etsenize"


İşte hikâye bu; eşekler haliyle işi geç farkeder ve çekerler durumun acısını."Sen eşek olursan semer vuran çok olur" diyerek noktalıyorum.

Geçirzinho'nun Yedeği Geldi!



Bildiğiniz gibi Beşiktaş'ın büyük transferi GEÇİRZİNHO (onu tanımayanlar bkz : http://gecirzinhoo.blogspot.com/2009/03/gecirzinhonun-ozgecmisi.html)transferiyle büyük sansasyonlar oluşturmuştu. ALAYINA GEÇİRZİNHO yapmıştı.

Geçirzinho'nun yedeği geldi şimdi de adı mı: KOPARZİNHO!!

Forza Beşiktaş'ın katkılarıyla gelen KOPARZİNHO hakkında elimizde çok fazla bilgi yok ama şimdiden bu paranın fazla olduğu görüşü- Beşiktaş'ın her transferinde olduğu gibi- ortama hakim.

Birlikte oynarlar mı bilinmez ama KOPARZİNHO sempatik tavırlarıyla GEÇİRZİNHO gibi ilgi odağı oldu:):):):)

İlk resimdeki zenci arkadaş GEÇİRZİNHO ancak ikinci resimdeki hangi arkadaş KOPARZİNHO o konuda net bilgiyi elde edince sizlere detaylı aktaracağım bu konuyu bizlere aktardığı için GÖKHAN SARI'ya teşekkürler

Kuzenim http://www.redcafe.net/ isimli Manchester United taraftar forumuna bir gözatmamı söyledi ve Our Champions League Group (Şampiyonlar Ligi'ndeki Grubumuz) adında Şampiyonlar Ligi Kuralarının konuşulduğu bir başlığı gördüm. Hemen konuyu incelemeye başladım. Henüz 3 sayfa yorum yapılmış forumda ve genel kanı "kolay ama yine de nolur nolmaz tehlikeli olabilecek takımlar var" şeklinde.


Başlığı açan kişi özetle "Türkiye,Rusya ve Almanya hiç de hafife alınacak bir grup değil özellikle CSKA ile kış şartlarında karşılaşacağımız düşünülürse" şeklinde bir yorum getirmiş. Ardından da yorumlar dökülmeye başlamış ilk yorumlar, "çok kolay bir grup" şeklinde değerlendirilmiş ancak onları uyaran bi kaç kişi olmuş o kadar da kolay olmayacağı şeklinde. Genel olarak da İç Saha maçlarında galibiyetin kolay olduğundan ancak zor deplasmanların onları beklediğinden bahsedenler olmuş. Şampiyonlar Ligi Fikstrünün'de belli olmasıyla lig fikstüründe içeride Manchester City ile, deplasmanda Liverpool ile ve yine bir zorlu bir deplasman olan Chelsea ile dışarıda oynadıktan sonra Şampiyonlar Ligi deplasmanlarının oynanacak olması onları korkutan bir unsur olmuş.

Wolfsburg'un 4.Torbadan gelip de hiç de kolay bir rakip olmadığını düşünenler de ağırlıkta. Dzeko ve Graffite'den korkanlar ve sürekli onlara dikkat çekenlerin sayısı da fazla ve bu kişiler Wolfsburg'un boşuna Almanya Bundesliga Şampiyonu olmadığını söylüyorlar.

Moskova'nın soğuk kış şartlarına dikkat çekilmiş ve oradaki deplasmanın zor olabileceğinden söz edilmiş.

İstanbul üzerine özellikle bir yorum olmasa da dikkat çeken özelllikle İstanbul ve Beşiktaş'ın tehlikeli olabileceğine dikkat çekilen bir kaç yorum var. Şöyle bir yorum var ki Beşiktaş Taraftarının ve İstanbul Deplasmanlarının önemine dikkat çekiyor:

"Besiktas could be dangerous in Turkey because of the unbelievable atmosphere in the stadium, one of the top 3 atmospheres in Europe in my opinion with Red Star Belgrade and Panathinaikos. However their team is mainly composed of subdued names so they will probably not contend with us on a longer term."

Türkçe'ye çevirecek olursak : Beşiktaş Türkiye'de bizim için tehlikeli olabilir bunun sebebi stadlarındaki inanılmaz atmosfer,bana göre Avrupada KIZILYILDIZ VE PANATİNAHİKOS'la beraber en iyi 3 tribün arasındalar.
Buradan sonrasında kadrodaki isimlerin Manchester'a çok fazla zorluk çıkaramayabileceğinden sözediyor.


ve tahmini olarak yaptığı sıralama da 1. United,2. CSKA,3. Besiktas,4. Wolfsburg olacağını söylüyor

Bir Türk ve bir Beşiktaş'lı olarak hoşuma giden bir yorum ayrıca bir konu daha açılmış ve bu konu Besiktas away (Beşiktaş deplasmanı). İstanbul'daki deplasmandan bahsediyorlar;
ilk mesaj korkulu ve şüpheli gözlerle bakan bir smiley işe o smiley: "Çok gürültülü ve güzel bir atmosfere sahip" olmasından bahsediliyor ayrıca "GALATASARAY taraftarı daha iyi değil mi?" sorusuna verilen bir cevap : "Hayır daha iyi değil o küçük stadlarına rağmen Beşiktaşlılar onlardan daha iyiler. Galatasaray'ın daha iyi olduğunu söylemek ne kadar kötü bir teşebbüs." Bunu destekleyen bir başka kişi de Fenerbahçe taraftarının Partizan maçına az kişiyle gelip iyi ses çıkarmasından bahsediyor ve sonrasında "Beşiktaş taraftarı ÇARŞI onlardan daha da iyidir 1 Numaradır." diyor ve küçük stadların daha iyi atmosferler oluşturacağından söz ediyor.
Yine Beşiktaş üzerine ilginç bir yorum da Rüştü üzerinden geliyor,şaşkın bir yorumda bulunan bir başka İngiliz;Beşiktaş'ı Rüştü'den bildiğini söylüyor ve ekliyor "Rüştü savaş boyaları sürerek maça çıkardı diyor." Beşiktaş taraftarının namı burada da sürmekte.
Beşiktaş İstanbul deplasmanına gitmeli diyen bir kaç kişi daha var. Bir de forumda 1500'e yakın mesajı bulunan adından anlaşılana göre(Burak1878) Türk olduğunu düşündüğüm bir kişi Beşiktaş'ın son şampiyon olmasına rağmen Manchester'ı pek de zorlayamayacağından bahsediyor. Ayrıca Beşiktaş'ın ligdeki durumundan bilgiler veri sürekli kötü yorumlarda bulunuyor.


Sonuç kısmını getirecek olursak, Manchester'lılar bizdeki pek çok insanın "elini kolunu salllayarak gruptan çıkar" düşüncesine karşın kendi takımları konusunda ihtiyatlı konuşuyorlar. Deplasmanların kendilerine zorluk çıkarabileceğinden bahsediyorlar ama yine de genel çoğunluk gruptan çıkılabileceğine inanıyor. İnter,Real Madrid,Juve ve Atletico'dan birisini çekmedikleri için de mutlular. Onları tek korkutan daha önce de bahsettiğimiz gibi Şampiyonlar ligi deplasmanlarından önce oynayacakları Manchester City (iç saha), Liverpool (dış saha) ve Chelsea (dış saha) maçları.

Yöneticilere Tavsiyeler


YÖNETİCİLERE TAVSİYELER (Siyasi-İktisadi-Sosyal)
1. Hasetçiye meyletme!
2. Nimete nankörlük edene iyilikte bulunma.
3. Düşmana yaltaklık etme!
4. Söz taşıyan kovucunun söylediklerini tasdik etme...
5. Haini emin kabul etme.
6. Fasıklarla dostluk kurma.
7. İki yüzlü olanları övme.
8. Hiçbir insanı hakir, aşağı görme.
9. Övünüp kibirlenme.
10. Kendini beğenme.
11. Şımararak, gururlanarak yürüme.
12. Azgın ve sapık kimselere tabi olma ve onlara uyma.
13. Hafif, basit olanlarla, Hakkı tanımayanlarla, malını ölçüsüz savuran cahillerle düşüp kalkma.
14. Senden önce, geçmiş asırlarda yaşayan helak olmuş milletlerdeki başkan ve hükümdarların hallerinden ve akıbetlerinden ibret al.
15. Yaptığın iyiliği başa kakma. Bütün işlerinde Allah tealadan yardım iste ve hayırlı kılmasını dile.
16. Sırlarını sırdaşından başkasına açma! Hilesini sezdiğin kişiye asla güvenme!
17. Amirine akıl verme, yol göstermeye kalkışma; arz et.
18. Amirinle mümkün mertebe “ben” ve “benim...” le başlayan cümlelerle konuşma.
19. Unutma ki amirin, senin yaşadığını ve yaşayacaklarını daha evvelden yaşamış bir insandır.
20. Amirine senin ve işin hakkında başka bazı kaynaklardan da bilgi gittiğini unutma.
21. Amirini aşarak bir üst makama gitme!...
22. Sadece şikayetçiyi dinleyerek kimse hakkında tek taraflı hüküm verme!
23. Yanında çalışanların borcundan, hastasından, yaşlısından, tahsildeki çocuğundan haberin olsun.
24. Amir de hata eder. Hata ettiğin zaman büyük bir alçak gönüllülükle özür dile, hiçbir şey kaybetmezsin.
25. İş yerini aynı zamanda bir mektep kabul et. Hem öğren, hem öğret. En hayırlı miras insandır.
26. Saldırgan, tenkitçi, alaycı olma ve karamsarlık yayma. Öyle sevecen ol ki insanlar seni özlesinler.
27. Kuran-ı Kerimi öğren ve oku. İlmihalini bil ve yaşa. Bir doğu ve bir batı lisanına hakkıyle vakıf ol.
28. Mesleğinle ilgili çalış. Hep yeni dostluklar kur, araştırmalar yap, yenilikleri takip et! Dünyayı tanı.
29. Randevularına dikkatli ve sadakatli ol.
30. İşleri günü gününe yap. “Yarın yaparım diyenler zarar etti” hadis-i şerifini hep aklında bulundur.
31. Evlilikte “boşanma” iş hayatında “istifa ederim” sözünü kullanma. Bunların her ikisi de bir kere kullanılır.
32. Edepli ol. Edep insanın başındaki görünmez taçtır.
33. Ayağın yere bassın içinden çıktığın cemiyeti unutma. Hep beş yıldızlı otelleri değil; arada bir de kenar semtleri, fakir insanları ve umumi nakil vasıtalarını hatırla. Bu vasıtalara bin ve o insanlara git. Oralarda da çok şeyler öğrendiğini göreceksin.
34. Herkese karşı adaletle ve ihsan ile muamele edersen, onlar da sana itaatte bulunup, her söylediğini ve her istediğini kolaylıkla yaparlar.
35. Vaadinizden ve sözünüzden hiçbir zaman dönmeyin.
36. Halkın güvenini kazanın ve kendilerini, onların iyiliği için çalıştığınıza inandırın; ve bu konuda samimi olun.
37. Haksız kazanç ve ahlaksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza ve çalışanlarınıza yeterince maaş ödeyin.
38. Memurlarınızı ve çalışanlarınızı seçerken, zalim yöneticilere hizmet etmemiş, devletin suçlarından ve zulümlerinden kaçınmış adil ve hasbi olmalarına dikkat edin.
39. Yardımcılarınızı doğru, dürüst ve nazik kişilerden seçin. Bunlar arasında da çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.
40. Taraf tutmayın. Bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa sevk eder.
41. Dikkat et, şaşırma, aslını unutma.
42. Bir gün adalet ile hükmetmek, altmış senelik ibadetten efdaldir.
43. Ülken senin evindir. İnsanları ev halkındır. Babalarına lütufla, kardeşlerine ve çocuklarına iyilikle muamele et.
44. Yaşlıları baban yerine koy, gençleri kardeş kabul eyle, çocukları da kendi çocukların gibi düşün. Kadınları ise kız kardeşin ve annen kabul et. Onlara babana, annene, kardeşine ve çocuklarına yaptığın gibi muamele et.
45. Adalet hususunda herkese eşit muamele et.
46. Akıllı ve dindar kimselerle beraber ol. Katı kalpli ve zalim kimselerden uzak dur.
47. Gurur ve kibire kapılma. İyileri kendine yakın tut. Kötülerden uzak dur. Hırslı kişilere dikkat et.
48. İşinde öfkeli olma. Öfkeli yöneticilerin ülkesi de, saltanatı da zarar görür.
49. Eğer iki dünyada da mutluluk ve kurtuluş dilersen harama karışma, zulüm etme, kan dökme, düşmanlık besleme, kin gütme, içki içme, bozgunculuk yapma. Bunlar insana ve devlete, millete ve saltanata mutlaka zarar verir.
50. Affınız o kadar büyük olsun ki ona denk suç işleyecek adam bulunmasın.
51. İyi kanun yap, iyi kanun koy, kötü kanun yapan kimse, daha hayatta iken ölmüş demektir.
52.İster ailenizi yönetiniz, ister dairenizi yönetiniz, ister üniversitenizi yönetiniz, ister devletinizi yönetiniz fark etmez; Etrafınıza hep adalet rüzgarlarını estiriniz. Adalet rüzgarınızın içine af kokusu katınız.

Blog Widget by LinkWithin

Copyright © 2009 - Karalama Defterim - Tüm Hakları Saklıdır ve kartalizma_okan 'a aittir
Yazılan "bi kaç kelam" a saygı göstererek aktif bağlantı adresi vermeden kopyalama yapmayınız. Blog en iyi Google Chrome ile sonuç verir.