Kuzenim http://www.redcafe.net/ isimli Manchester United taraftar forumuna bir gözatmamı söyledi ve Our Champions League Group (Şampiyonlar Ligi'ndeki Grubumuz) adında Şampiyonlar Ligi Kuralarının konuşulduğu bir başlığı gördüm. Hemen konuyu incelemeye başladım. Henüz 3 sayfa yorum yapılmış forumda ve genel kanı "kolay ama yine de nolur nolmaz tehlikeli olabilecek takımlar var" şeklinde.


Başlığı açan kişi özetle "Türkiye,Rusya ve Almanya hiç de hafife alınacak bir grup değil özellikle CSKA ile kış şartlarında karşılaşacağımız düşünülürse" şeklinde bir yorum getirmiş. Ardından da yorumlar dökülmeye başlamış ilk yorumlar, "çok kolay bir grup" şeklinde değerlendirilmiş ancak onları uyaran bi kaç kişi olmuş o kadar da kolay olmayacağı şeklinde. Genel olarak da İç Saha maçlarında galibiyetin kolay olduğundan ancak zor deplasmanların onları beklediğinden bahsedenler olmuş. Şampiyonlar Ligi Fikstrünün'de belli olmasıyla lig fikstüründe içeride Manchester City ile, deplasmanda Liverpool ile ve yine bir zorlu bir deplasman olan Chelsea ile dışarıda oynadıktan sonra Şampiyonlar Ligi deplasmanlarının oynanacak olması onları korkutan bir unsur olmuş.

Wolfsburg'un 4.Torbadan gelip de hiç de kolay bir rakip olmadığını düşünenler de ağırlıkta. Dzeko ve Graffite'den korkanlar ve sürekli onlara dikkat çekenlerin sayısı da fazla ve bu kişiler Wolfsburg'un boşuna Almanya Bundesliga Şampiyonu olmadığını söylüyorlar.

Moskova'nın soğuk kış şartlarına dikkat çekilmiş ve oradaki deplasmanın zor olabileceğinden söz edilmiş.

İstanbul üzerine özellikle bir yorum olmasa da dikkat çeken özelllikle İstanbul ve Beşiktaş'ın tehlikeli olabileceğine dikkat çekilen bir kaç yorum var. Şöyle bir yorum var ki Beşiktaş Taraftarının ve İstanbul Deplasmanlarının önemine dikkat çekiyor:

"Besiktas could be dangerous in Turkey because of the unbelievable atmosphere in the stadium, one of the top 3 atmospheres in Europe in my opinion with Red Star Belgrade and Panathinaikos. However their team is mainly composed of subdued names so they will probably not contend with us on a longer term."

Türkçe'ye çevirecek olursak : Beşiktaş Türkiye'de bizim için tehlikeli olabilir bunun sebebi stadlarındaki inanılmaz atmosfer,bana göre Avrupada KIZILYILDIZ VE PANATİNAHİKOS'la beraber en iyi 3 tribün arasındalar.
Buradan sonrasında kadrodaki isimlerin Manchester'a çok fazla zorluk çıkaramayabileceğinden sözediyor.


ve tahmini olarak yaptığı sıralama da 1. United,2. CSKA,3. Besiktas,4. Wolfsburg olacağını söylüyor

Bir Türk ve bir Beşiktaş'lı olarak hoşuma giden bir yorum ayrıca bir konu daha açılmış ve bu konu Besiktas away (Beşiktaş deplasmanı). İstanbul'daki deplasmandan bahsediyorlar;
ilk mesaj korkulu ve şüpheli gözlerle bakan bir smiley işe o smiley: "Çok gürültülü ve güzel bir atmosfere sahip" olmasından bahsediliyor ayrıca "GALATASARAY taraftarı daha iyi değil mi?" sorusuna verilen bir cevap : "Hayır daha iyi değil o küçük stadlarına rağmen Beşiktaşlılar onlardan daha iyiler. Galatasaray'ın daha iyi olduğunu söylemek ne kadar kötü bir teşebbüs." Bunu destekleyen bir başka kişi de Fenerbahçe taraftarının Partizan maçına az kişiyle gelip iyi ses çıkarmasından bahsediyor ve sonrasında "Beşiktaş taraftarı ÇARŞI onlardan daha da iyidir 1 Numaradır." diyor ve küçük stadların daha iyi atmosferler oluşturacağından söz ediyor.
Yine Beşiktaş üzerine ilginç bir yorum da Rüştü üzerinden geliyor,şaşkın bir yorumda bulunan bir başka İngiliz;Beşiktaş'ı Rüştü'den bildiğini söylüyor ve ekliyor "Rüştü savaş boyaları sürerek maça çıkardı diyor." Beşiktaş taraftarının namı burada da sürmekte.
Beşiktaş İstanbul deplasmanına gitmeli diyen bir kaç kişi daha var. Bir de forumda 1500'e yakın mesajı bulunan adından anlaşılana göre(Burak1878) Türk olduğunu düşündüğüm bir kişi Beşiktaş'ın son şampiyon olmasına rağmen Manchester'ı pek de zorlayamayacağından bahsediyor. Ayrıca Beşiktaş'ın ligdeki durumundan bilgiler veri sürekli kötü yorumlarda bulunuyor.


Sonuç kısmını getirecek olursak, Manchester'lılar bizdeki pek çok insanın "elini kolunu salllayarak gruptan çıkar" düşüncesine karşın kendi takımları konusunda ihtiyatlı konuşuyorlar. Deplasmanların kendilerine zorluk çıkarabileceğinden bahsediyorlar ama yine de genel çoğunluk gruptan çıkılabileceğine inanıyor. İnter,Real Madrid,Juve ve Atletico'dan birisini çekmedikleri için de mutlular. Onları tek korkutan daha önce de bahsettiğimiz gibi Şampiyonlar ligi deplasmanlarından önce oynayacakları Manchester City (iç saha), Liverpool (dış saha) ve Chelsea (dış saha) maçları.

Yöneticilere Tavsiyeler


YÖNETİCİLERE TAVSİYELER (Siyasi-İktisadi-Sosyal)
1. Hasetçiye meyletme!
2. Nimete nankörlük edene iyilikte bulunma.
3. Düşmana yaltaklık etme!
4. Söz taşıyan kovucunun söylediklerini tasdik etme...
5. Haini emin kabul etme.
6. Fasıklarla dostluk kurma.
7. İki yüzlü olanları övme.
8. Hiçbir insanı hakir, aşağı görme.
9. Övünüp kibirlenme.
10. Kendini beğenme.
11. Şımararak, gururlanarak yürüme.
12. Azgın ve sapık kimselere tabi olma ve onlara uyma.
13. Hafif, basit olanlarla, Hakkı tanımayanlarla, malını ölçüsüz savuran cahillerle düşüp kalkma.
14. Senden önce, geçmiş asırlarda yaşayan helak olmuş milletlerdeki başkan ve hükümdarların hallerinden ve akıbetlerinden ibret al.
15. Yaptığın iyiliği başa kakma. Bütün işlerinde Allah tealadan yardım iste ve hayırlı kılmasını dile.
16. Sırlarını sırdaşından başkasına açma! Hilesini sezdiğin kişiye asla güvenme!
17. Amirine akıl verme, yol göstermeye kalkışma; arz et.
18. Amirinle mümkün mertebe “ben” ve “benim...” le başlayan cümlelerle konuşma.
19. Unutma ki amirin, senin yaşadığını ve yaşayacaklarını daha evvelden yaşamış bir insandır.
20. Amirine senin ve işin hakkında başka bazı kaynaklardan da bilgi gittiğini unutma.
21. Amirini aşarak bir üst makama gitme!...
22. Sadece şikayetçiyi dinleyerek kimse hakkında tek taraflı hüküm verme!
23. Yanında çalışanların borcundan, hastasından, yaşlısından, tahsildeki çocuğundan haberin olsun.
24. Amir de hata eder. Hata ettiğin zaman büyük bir alçak gönüllülükle özür dile, hiçbir şey kaybetmezsin.
25. İş yerini aynı zamanda bir mektep kabul et. Hem öğren, hem öğret. En hayırlı miras insandır.
26. Saldırgan, tenkitçi, alaycı olma ve karamsarlık yayma. Öyle sevecen ol ki insanlar seni özlesinler.
27. Kuran-ı Kerimi öğren ve oku. İlmihalini bil ve yaşa. Bir doğu ve bir batı lisanına hakkıyle vakıf ol.
28. Mesleğinle ilgili çalış. Hep yeni dostluklar kur, araştırmalar yap, yenilikleri takip et! Dünyayı tanı.
29. Randevularına dikkatli ve sadakatli ol.
30. İşleri günü gününe yap. “Yarın yaparım diyenler zarar etti” hadis-i şerifini hep aklında bulundur.
31. Evlilikte “boşanma” iş hayatında “istifa ederim” sözünü kullanma. Bunların her ikisi de bir kere kullanılır.
32. Edepli ol. Edep insanın başındaki görünmez taçtır.
33. Ayağın yere bassın içinden çıktığın cemiyeti unutma. Hep beş yıldızlı otelleri değil; arada bir de kenar semtleri, fakir insanları ve umumi nakil vasıtalarını hatırla. Bu vasıtalara bin ve o insanlara git. Oralarda da çok şeyler öğrendiğini göreceksin.
34. Herkese karşı adaletle ve ihsan ile muamele edersen, onlar da sana itaatte bulunup, her söylediğini ve her istediğini kolaylıkla yaparlar.
35. Vaadinizden ve sözünüzden hiçbir zaman dönmeyin.
36. Halkın güvenini kazanın ve kendilerini, onların iyiliği için çalıştığınıza inandırın; ve bu konuda samimi olun.
37. Haksız kazanç ve ahlaksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza ve çalışanlarınıza yeterince maaş ödeyin.
38. Memurlarınızı ve çalışanlarınızı seçerken, zalim yöneticilere hizmet etmemiş, devletin suçlarından ve zulümlerinden kaçınmış adil ve hasbi olmalarına dikkat edin.
39. Yardımcılarınızı doğru, dürüst ve nazik kişilerden seçin. Bunlar arasında da çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.
40. Taraf tutmayın. Bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa sevk eder.
41. Dikkat et, şaşırma, aslını unutma.
42. Bir gün adalet ile hükmetmek, altmış senelik ibadetten efdaldir.
43. Ülken senin evindir. İnsanları ev halkındır. Babalarına lütufla, kardeşlerine ve çocuklarına iyilikle muamele et.
44. Yaşlıları baban yerine koy, gençleri kardeş kabul eyle, çocukları da kendi çocukların gibi düşün. Kadınları ise kız kardeşin ve annen kabul et. Onlara babana, annene, kardeşine ve çocuklarına yaptığın gibi muamele et.
45. Adalet hususunda herkese eşit muamele et.
46. Akıllı ve dindar kimselerle beraber ol. Katı kalpli ve zalim kimselerden uzak dur.
47. Gurur ve kibire kapılma. İyileri kendine yakın tut. Kötülerden uzak dur. Hırslı kişilere dikkat et.
48. İşinde öfkeli olma. Öfkeli yöneticilerin ülkesi de, saltanatı da zarar görür.
49. Eğer iki dünyada da mutluluk ve kurtuluş dilersen harama karışma, zulüm etme, kan dökme, düşmanlık besleme, kin gütme, içki içme, bozgunculuk yapma. Bunlar insana ve devlete, millete ve saltanata mutlaka zarar verir.
50. Affınız o kadar büyük olsun ki ona denk suç işleyecek adam bulunmasın.
51. İyi kanun yap, iyi kanun koy, kötü kanun yapan kimse, daha hayatta iken ölmüş demektir.
52.İster ailenizi yönetiniz, ister dairenizi yönetiniz, ister üniversitenizi yönetiniz, ister devletinizi yönetiniz fark etmez; Etrafınıza hep adalet rüzgarlarını estiriniz. Adalet rüzgarınızın içine af kokusu katınız.

FIFA'dan ilginç bir yasak geliyor!..


Güney Afrika'da oynanacak 2010 Dünya Kupası'na katılacak milli takımların futbolcularının maç öncesi ve sonrasında saha içinde dua etmelerinin FIFA tarafından yasaklanmak istendiği iddia edildi.

İspanyol basınında yer alan haberlerde, FIFA Başkanı Joseph Blatter'ın "Dünya Kupası'nı kazanmak tanrısal değil, takımla ilgili bir mesele" dediği belirtilerek, Dünya Kupası süresince hangi dine ait olursa olsun takımların dua etmelerinin yasaklanması konusunda çalışmaların başlatıldığı ifade edildi. FIFA'nın sadece dua konusunda değil, futbolcuların formalarının altına dinsel içerikli mesaj veren tişört giymelerine de yasak getireceği belirtiliyor.

Verilen bilgilerde, geçtiğimiz haziran ayında yapılan FIFA Konfederasyon Kupası'nı kazanan Brezilya Milli Takımı'nın çoğu kupa galibiyetinde olduğu gibi saha ortasında toplanıp dua etmesini Danimarka Futbol Federasyonu Başkanı Jim Stjerne'nin eleştirdiği ve konunun bu şekilde gündeme geldiği söyleniyor.

Bu arada FIFA'nın konuyla ilgili çalışmalarına Vatikan'dan "Hristiyan dininin etik değerlerini futboldan dışlamak bir hata olur" şeklinde tepki geldiği bildirildi.

blog yorum: Belki dinsel içerikli tişört giyme konusunda haklı olabilir ama adamın duasından sanane.Herkesin kendine göre inancı var uğuru var.Yerden çim almak da bazı futbolcuların totemi o da bir inanç tutup da sorguya mı çekeceksin.Fifa saçma bir karar alma aşamasında;dini içerikli tişörtte de eğer bir dine saygısızlık edilmiyorsa sorun yoktur.Yakında statlarda da "başörtüsü yasağı" gelebilir dikkat:D

LİG TV logosu çalıntı!!!..


Sizlere yine forza'dan aktaracağım ancak ilginç bir tespit; Murat Demirel'in tespitiyle Tello'nun frikik kullanırken gördüğünüz hali ile LİG TV logosu 1'e 1.

Zaten Bundesliga logosunu andıran LİG TV logosunun bu haliyle de benzerlik taşıması hepimizi şaşırttı:)
İşin şaka boyutu bu olay tabii ki ancak bu kadar benzerlik ve böyle bir dikkat pes doğrusu.

İlginç Bilgiler Serisi-İskambil Kağıtları


"O güzel kupa kızıydı sinek valesiydim bense" diyordu Teoman o malum şarkıda. Gerçekten bu bilgilerden hareketle mi yazmıştır bilemem ancak bu bilgiler ile demek istedikleri anlamlanıyor. Ve ben onun bu şarkıyı şimdi aşağıda vereceğim bilgiler ışığında yazdığını düşünüyorum.

"Eski Fransa'da ortaya çıkan iskambil kağıtları o dönemin sınıflarını temsil edermiş."

Yani o zamanın sınıflarına göre;


"Sinek: Yoncaya benzeyen şekli ile köylüleri,

Karo: Kiremite benzeyen simgesiyle orta direk halkı,

Maça: Kılıca benzeyen simgesiyle orduyu,

Kupa: Kalkana benzeyen simgesiyle soyluları temsil edermiş. "


"Buradan hareketle:
1) Teoman'ın "Kupa Kızı ve Sinek Valesi" şarkısında sakladığı gizli anlamı düşünün.
2) İhale oyununun felsefesini düşünün. Fazla olan ve iyi örgütlenen köylüler bile olsa en güçlüleri ele geçirebilir.
3) Kara Batakta kozun neden Maça olduğunu anlayın.
4) Poker'de neden en değerli Kupa en değersiz Sinek?
5) King'de neden kupa almaz oynuyoruz? ve "Rıfkı" adındaki kağıt neden Kupa Papazı?"


Teoman'ın şarkısı üzerine düşünüldüğünde güzel bir mana çıkıyor; "o güzel kupa kızıydı sinek valesiydim bense".Yani bu aşk bir köylü sınıfıyla bir aristokrat sınıfının aşkıydı.

Hani çok basittir ve günlük dilde kullanılır ama şimdi cuk oturacaktır: "Davul bile dengi dengine". Böyle diyor atalarımız, evet; bu böyle olmamalı ama böyle oluyor işte,"kupa kızı" ve "sinek valesi" birlikte olamıyor. Hayatın kanunu mu olmuştu bu da, hem de biz bilmeden.. Galiba öyle.. Maalesef

Maddiyatçı sevdalar da bunlara sebep oluyor tabii ki; her birimiz ne kadar reddetsek de maddiyatı sevgimizin önüne geçiriyoruz gün gelince. Çünkü mutluluk bizim için maddiyat işte bu yüzden hayatın kanunu olmuş yani biz yasalaştırmışız bu durumu.

Neyse efem, ilginç bir bilginin altına bu kadar melankolik bir yorum yeterli sanırım. Bir başka konuda belki de daha detaylı yazarım şimdilik konuyu daha fazla dağıtıp ilginizi başka yere yönlendirmeden bu konuda kalalım.

Beşiktaşlı Ruud

Forza'dan Beşiktaşlı bir arkadaşımız( Obeydullah Deniz Çakıcı) aşağıdaki yazıyı aktardı foruma


"Selamlar arkadaşlar, Bu Pazar akşamı (16 ağustos) bir sebeple Hollanda'da bulunmam gerekiyordu ve Amsterdam merkezinin dışında, Ibis diye bir hotelde kaldım. Gece 23.00te restaurantına indim ve bara Ruud diye bir Hollandalı bakıyordu. (Saat gibi ayrıntıları, adamı bulmak isteyenler için yazıyorum.) Adamla laflarken bir de ne göreyim? Adam televizyonda telekteks açmış Türkiye Ligi sonuçlarına bakıyor. Dedim heralde bahis falan oynamış :) Sorduğumda ise gerçekten şok oldum. Abimiz Çarşı Berlin sayesinde Beşiktaş'la tanışmış, 15 defadan fazla İstanbul'a maça gelmiş ve cep telefonu taraftar görüntüleriyle dolu. Beşiktaş için Türkiye'ye yerleşmek istiyor ve bayağı bir Türkçe öğrenmiş bunun için. Abiyle bütün akşam sohbet ettik. Cam adamla falan da fotoğraflarını gösterdi, Liverpool deplasmanı dönüşünde. Ben buradan sağladıkları tanıtım ve sebep oldukları bu tip şık enstantaneler için Çarşı Berlin'e teşekkürlerimi gönderiyorum. Ayrıca bu abiye gerek direkt, gerekse telefonla ulaşmak isteyen arkadaşlar olursa, çok sevineceğine eminim. Onu Türkiye'ye taşınmaya kadar gidecek yolunda desteklemeliyiz bence :) O yüzden abinin otelini tam yazıyorum. Çünkü bu otelden Amsterdam'da 4 tane daha var. Hotel Ibis Amsterdam City West Transformatorweg 36 - 1014 AK - AMSTERDAM - NETHERLANDS"


evet bahsettiği; Beşiktaşlı bir adam aslen Hollandalı .ÇARŞI Berlin sayesinde Beşiktaşı tanımış ve yineFORZA'da anlatan arkadaşlara göre 2005'teki bir fener maçında görmüşler ve karakartal foruma katılmış kendisi.
Eski bir ajaxlı ama ARTIK O DOĞDUĞUNDA BEŞİKTAŞLI olduğunu farketmiş ve doğru yola adamış kendini.
İşte böyle bir adamın hikayesi,ilginç bir adam Hollanda'da bir Beşiktaş sevgisi açıkçası çok tuhaf ama imkansız değil.

"Kuş Beyinli" mi Dediniz?




Umumiyetle göçmen kuşlar, sonbaharda kuzey ve ılımlı kuşakta soğuklarla birlikte besin darlığının başlaması ile kışları daha sıcak geçen ve besin bakımından zengin olan güney bölgelere doğru uçarlar.

Birçok hallerde göç yolu birkaç yüz kilometre olduğu halde, bazılarında göç yolu hayret edilecek derecede uzundur. En uzun göç yolunu Kutup Kırlangıcı (Sterna poradisea) kat eder. Bu kuşun kuluçka yeri 820 Kuzey enlem mıntıkasıdır (Kutup bölgesi). Kuluçkaya gece yarısına kadar güneşin batmadığı mevsimde yatar. Yavrular yetişince kışlak yerleri olan Antartik kara kıtasına uçarlar ki, burada da geceleri gündüz gibi geçen mevsimden faydalanmış olurlar. Bu iki bölge arasındaki mesafe 17.000 (onyedibin) km.’ dir.

Kuşlar göç ederken gittikleri yoldan hiçbir işaret bırakmadıkları halde aynı yoldan geriye dönerler.

Detaylı bilgi için tıklayınız



Bahçe örümcekleri tekerlek şeklindeki tel ağlarını iki ayrı türden iplikçik kullanarak örerler. Nisbeten katı, radiyal iplikler ağın iskeletini teşkil eder. Bunlara bağlanarak çevrelenen daha ince ve yapışkan bir maddeyle sıvanmış iplikçiklere de "av iplikleri" denir. Bilim adamları her iki ip türünü de bir esneklik testine tâbi tuttular. Neticede radiyal iplikler %20 nisbetinde uzatılabilmiş, fakat deneyin sonunda bunlarda bir sarkma görülmüştür. Buna karşılık av iplikleri boylarının 3 katına kadar uzatıldığı halde hususiyetlerini kaybetmemişlerdir.

ayrıca örümcek ağları çok incedir ve çok çabuk yırtılabilmektedir,insanoğlu bu incelikte bir örgüyü beceremiyor.


Detaylı bilgi için tıklayınız

bu bilgilerden sonra tekrar bi oturup düşünelim; bir insana "Kuş beyinli" demek ne kadar yerinde?..

Hiç bir rota kullanmadan yönünü tayin eden,gittiği yoldan aynı şekilde geri gelen bir mahlukatta nasıl beyin yoksunluğu olur.

ya da "örümcek beyinli" ne farkeder ki,bu kadar güzellikte ve incelikte örülebilen bir yeteneği ve zekayı alaşağı etmek ne kadar mantıklı?..

Bundan sonra daha iyi düşünüp konuşuruz heralde.

Bu konuyu neden ele aldığıma da gelince;kimsenin bana "Kuş beyinli" dediği yok canım,sadece okuduğum bir kitapta(Gözyaşı Medeniyeti,Ömer Öztürkmen) dikkatimi çekmesi üzerine araştırdım ve paylaşmaya karar verdim.

Seni Sevmek Ayrı Güzel, Çöpçülerin Türkülerinde



Seni sevmek ayrı güzel, çöpçülerin türkülerinde
Yıllardır sayıyor , zabıt tutuyor adımlarımızı kaldırımlar. Hızlı hızlı yaşanmayı hakeden bir hayatı, aheste acılarla yaşamayı öğrendik. Her adımda bir hüzün boyu yol alamamak, hep kahır defterine adını yazdırmak, gösterememk 32 dişini birden.

Cam kırıkları üstünde yürürken hintli, adını bile bilmediğimiz insanlar, vay be helal olsun diyorduk, adamın çektiği acıya. Bir yol boyunca ,en az 2 metre boyu,enine camlar karar veriyor. 2 metrekare içine ne acılar sığıyor da, yürüyor adam. Yürüyüş sonunda belki unutturuyor aldığı para, tüm acılarını. Veya o para için çekiyor bu acıları. Gülmek için acı çekmeyi göze alan bir adam. Her cam kırığının acısını hissedip yürüyen,yürüdükçe kanamayan, kanamadıkça para kazanan.
Bir noktada buluşuyoruz bu adamla. Yaşadığı ve yaşamaya çalıştığı hayatın "gülmek için acı çekmek" kısmıyla. Bir sevda pelerini kuşanıp çıkmışız yola, ne ölümsüzlük ne de ölüm. İkisinide vermiyor aslında, fakat bir güveni var kendine has. Yıllar boyu , acı çekmeyi arabesk olarak nitelendirenlere karşı koymanın acısı bir yanda, içinde kanayan yaranın acısını çekmek bir yanda. Tüm alacak vereceklerden sıyrılmış, tüm borçlarını kapatmıştık oysa, ta ki haciz edene kadar acılar gönlümüzü. Gülmeyi, belkide ne çok seviyorduk, değeri çok pahalı, hazzını hiçbir döviz cinsinden katrilyonlarla alınmayan.Gülmek istiyorduk, acıkan karnından dolayı avaz avaz ağlayan, annesinin memesine hasret, mis gibi bebek kokan,günahsız bebekler gibi. Gülmenin bedelini, hep acıyan kanayan yüreklerimizle ödedik. Hemde taksit taksit. Peşin fiyatına yüzde bindokuzyüzüç faizle acı çekerek gülüyorduk, vade süresi belki 8 yıl belki 6 yıl belki 15 yıl. Her defasında namusumuzla, yürek terimizle çektiğimiz acılarla, ödüyorduk hep taksitleri. Bitmek bilmeyen tükenmez kalemlerle yazılmış, tükenmeyen senetlerle dolu hala zulalar. "Eacı heyattır yahu gurban" derken İbrahim Tatlıses biz isottan beter acılar çekiyorduk her seferinde. Ulan ne uğruna; bir gün şöyle ağız dolusu gülelim diye, güle güle uğurlayıp, otobüse bindirmeden gururla güle güle diye gönderelim diye, Türkiye'nin dört bir yanından uçup gelen Kartalları.

Güldük ya hemde nasıl güldük. Doya doya, bağıra bağıra güldük. Kartal denizlide vurdukça her Beşiktaşlının çığlığıda gökyüzüne vuruyordu. Elde meşalesi olanlar, birer birer patlayıyordu , ateşiyle yakıyordu acı senetlerini teker teker. Ağlayanlar vardı, delirenler, soyunanlar, ne yapacağını bile bilmeyenler. Yüzüncü yıldakini hatırlamayıp, şimdikine doğan yavrular. Süt dişleri dökülmüş ,hafif gedikli ağızları, fakat gözlerinde şimşek gibi parlaktı sevinçleri. Tüm akrabalar, tüm yarenler hepsi, hepsi gülüyordu o gün. Acı vardiyasının son günüydü o gün. Mucizelere inanırdım hep, bir daha inandım o gün. Etraf ana, baba, amca, dayı, hala, çoluk çocuk günü Beşiktaş'ta. Arabaların geçmesi ne mümkün , doğal afet yaratmış Beşiktaşlılar, sel başmış Barbaros bulvarından aşağıya . Acı senetlerini yaktıranları karşılamaya, havaalanına gitmeyi kafaya koyduk. Fakat ne mümkün, imkan yok hatta. Umut kırıldı, yok gidemeyiz dedik. Geldi mucizenin ta kendisi yolumuza çıktı. Bir minibüs içinde Beşiktaş bayrakları, ailecek kutlamalardalar. Nine var 85 yaşında, başında Beşiktaş kukuletası. Oğul var direksiyonda, içi içine sığmaz. Amca var. Gelinler var. Torunlar var yine dişleri gedikli. Götürdüler bizi havaalanına. En tatlı bekleyişini yaşadık ömrümüzün.Havaalanında o sıcacık nefesle, termometreler patlamıştır sanırım. Buharlaşmayı göze alırcasına bir sevinç çığlığı. Kimi görsem elinde meşale, kimi görsem elinde bayrak. Atatürk Havalimanında bir darbe günüydü adeta . İstense her bir köşesini zapt edecek kadar kalabalık, bir taraftar ordusu. Güldük hele ne güldük doya doya. Gece 3 olmuş . 3 saatir bizi bekliyor minibüste aynı aile. Gösteremedik bir türlü takım otobüsünü, tek üzüldüğüm oydu o gün. Binlerce kez dua ettim o aileye, burdanda bir teşekkür daha ediyorum.Aman Allahım ne sevinçler,ne şampiyonluk kutlamaları, ne bayraklar, flamalar. Açlık ordusu gibiydik, aç kalmışız gülmelere. Oruç tutmuş bir bünyenin çorbaya ekmekle saldırdığı gibi saldırıyorduk, hasret orucunu bozuyorduk bir nevi. Keyfimiz çok tıkırdı çok. Her köşede bayraklar görmek, acının borcunu kuruşu kuruşuna ödemek. Çok güzeldi hem seni sevmek, hem senle üzülmek.
Her gece saat 2 de çöp arabası gelir. Takır tukur, çöp tenekelerine vura vura alırlar çöpü. Ne çöp alışları değişir, ne dilindeki türküsü. Her daim aynı makamdan giriyor o şapkalı amca. "Çekerim turnam sineye derdi sineye, bu yıl bize gülmek haram belki seneye" O türküyü duymaya üşenmeden çıkarım hep balkona. Hayatın tadı tuzudur çöp arabaları. İnsanlar kirletir, insanlar tüketir onlar hepsini toplar. Geceden dağıttığın sokak sabaha tertemizdir. Ayrı bir güzelliktir, güzel bir dünya için. Ama ayrı bir güzel o adamın sesi, ayrı bir umut kaynağı. Her gece "belki seneye" diyen bir ses. Hediye viski gelir bana arada, sağolsun sevenler, akrabalar zulamı boş tutmaz hiç. Ağırdır viski içmenin bedeli.Tertemiz bir vücut, güzel giysile,r güzel bir parfümle, vücudunda rüzgarın dansını hisseden tadını alır bu meretin,kafa yapar rahatlar. Hayatın terine bulanmış,duyguları içinde kokmaya yüz tutmuş ve çürümüş umutlara 10 galon viski içsen kafa yapmaz,verdiğin o kadar parayı düşünürsün ,baş ağrısı yapar.viski bizi bozar, zengin, dertsiz adam içkisidir. Fakat ayrı bir gider, her gece bu adamın türküsüyle. Viskiyle ilgili tüm düşüncelerimi yıkar iki üç cümle önce sıraladığım.Şampiyonluk gecesi eve döndüğümde sabah ezanı çoktan okunmuş,çoktan sokak mis gibi olmuş, çoktan türkü söylenmiş bile.Böyle tatlı bir uyku uyumadım 6 yıldır. Ne de güzel rüyalarda vardı oysa, daha önce hiç görmediğim.Gece saat ikiyi vurdu yine , yine çöktüm balkondaki sandalyeye elde hediye viski,yüzde büyük usta Kemal Sunal gülüşüyle. Bir ses ki öyle böyle değil.Takkıdı takkıdı taktak gümbürdeterek geliyor bizim amca tenekeleri.İnletiyor sokağı , deli gibi bir ürperti var sokakta.Quentin Tarantino'nun Deathproof filminde, Kurt Russelin ayağını gıdıkladığı kız kadar ürkek bütün cadde. Bugün türkü değişmiş, bugün neşe yerinde, kalkmış omuzlarından bir yük, kalkmış bedenine acıların indirdiği o perde. Öncekinden de güzel bir şarkı var bu sefer dilinde. Hatta en güzel.Kendine özel şivesiyle inletiyor sokağı. "Şampoyon Beşşikdaşım ne istersen istee benden, istersen donatayın dört bir yangı bayranklarlaa" Yemin ederim o dakika kendimi atasım geldi balkondan aşağıya. O günden hatıra yazmışım defterime üç beş cümle."bir damlanın bu kadar etkili olabilecegini nerden bilebilirdimki o gece. o kıytırık deniz manzaralı balkonunumdakı sandalyede, yine sıradan bir melankoli aksamını yaşadığımı sanıyordum. En vurucu şarkıya dikilmisti kulaklarım .Hafıften yudumlarken viskisimi, içine buz koymadıgımı farkettım.iskoç sevmem genelde amerikan takılırdım. Hatta bir keresinde coni volkırı odamda yürüttüm, fakat şahidim yok.her aksam yasadıgım melankolının ıcıne bugun bır damla kan dusmustu, tam agzıma gotururken bardagı.önce duraksadım sonra ılk aklıma gelenı yaptım ve sag elımle burnunu yokladım. Elıme dusen bır kac kuru sumuk kırıntısını hızlıca şortumun kenarına sildikten sonra, aklıma düşen kurdu çıkarmaya karar verdım,hızlı ve şaşkın adımlarla banyonun yolunu tuttum.aynaya baktıgımda benzimin solmus, göz damarlarımın ıyıce belırgınlestıgının farkına vardım. Fazlamı gelmişti acaba bu sevinçleri görmek, her gün "belki seneye" lafını duyduğum sesten "şampoyon Beşşiktaşım" kelimesini duymak. Ya tansiyon hastası oluyorum, ya da viski sevinçle gitmiyor."

O gün bir kez daha anladım. Umudun güzelliğini, Beşiktaşlı olmanın özelliğini ve tanrının sevdiği kulu olduğumuzu. Sevmediği adamın kalbine niye koysun bu güzel sevdayı. Koyduğu sevdanın bedelinide ödetmeyi biliyor ama. Hintli cam üstünde yürüyen adam gibi, "gülmek için acı çekmemiz gerek" Kanayan yüreklerin , pansumanı ne zordur, yazmıyorum bile geri kalan diğer ufak tefek yaraları. Çok mutlu olduk, çok gurur duyduk bu sene. Daha ne olabilirdiki kendi adıma, Beşiktaş şampiyon,Ömür Hıncal doktor oldu. Geri kalanları Makbule Tokmak öpsün.

Serencebeyde, Osman Paşa nın konağının bahçesinde çakılan kibritin kokusunu ve yaktığı ateşi tribünlerde ejderhalar gibi gırtlaktan harlamak olsa gerek, tarihin sayfalarında dans etmek.2.Abdulhamite kafa atıp hınzır çocuklar gibi kaçarken, Şeyhzade Abdulhalimin desteğini alanlarımı,z dinazorlarımızın bedeni toprak olsada, nesli hala bu çarpan yüreklerde sürmektedir.İlk görüşte vurulduğumuz o iki renge vurulmamızın yegane sebebidir, siyah beyaz fotoğraflarda gördüğümüz dedelerimizin yüzlerindeki efendilik, gözlerindeki inanç.Seni sevmek seni görmekle başladı gazete küpürlerinde.Bir onu yeniyordun bir bunu yeniyordun.Ara sıra kudurup gol rekorlarını egale ediyordun. Öyle güzel görünüyordun ki gazeteden seni sevmek gazete küpürlerinde başladı.Yıllar geçti ben büyüdüm,sen hala aynı çocukluğumda ki gibiydin.Fakat bu sefer hüzünlerine daldım o kara sevdanın. Senin için pankartlar hazırlar, beste yapar oldum.Her ağzımı açışımda, senin uğruna geldik bu şerefsiz dünyaya diyesim geliyordu ve hatta tüm bestelerin başlangıç sözü bu olmalıydı bana göre.

son kısmı bu yazının, o güzel insan, o güzel abime, o zeka ve strateji uzmanı Alen Markaryan'a, bir büyük usta Ahmed Arif'in kaleminden :



Gün ola, devran döne, umut yetişe,
Dağlarının, dağlarının ardında,
Değil öyle yoksulluklar, hasretler,
Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır,
Bir tek zeytin dalı bile yalnız...

Ömür HINCAL

Blog Widget by LinkWithin

Copyright © 2009 - Karalama Defterim - Tüm Hakları Saklıdır ve kartalizma_okan 'a aittir
Yazılan "bi kaç kelam" a saygı göstererek aktif bağlantı adresi vermeden kopyalama yapmayınız. Blog en iyi Google Chrome ile sonuç verir.