acikistihbarat.com'dan alıntıdır.
yazıyı sonuna kadar okuyup dinin afyon haline nasıl getirildiğini ve günümüzde afyon yutmuş gibi birilerine kapılan sürülerin ne olduğunu düşünün.

Buyrun.

"Geçen yüzyılda; İngilizlerin İslam ülkelerindeki vahdaniyeti bozma girişiminde uyguladığı yöntemi, bu kez ABD ılımlı İslam dinlerarası diyalog safsataları ile uygulamaya çalışıyor."

Peki ama neden;

Bakın; Osmanlı İmparatorluğunun şemsiyesi altındaki Ortadoğu coğrafyasını, İngilizler hangi stratejik planla ele geçirdiler?

Makam hırsı, şöhret hırsı, para hırsı ile kişilik bozukluğu olan tipler; ajanlık, işbirlikçilik için en uygun tiplerdir. Hele bir de birazda statü kazandırıldı mı, salyalı tipleri bir bakarsınız ki siyasi lider, din adamı hocaefendi şeyh görüntüsü ile saygınlık kazandırılmaya çalışır..

Biat ettirici psikolojik yöntemler de uygulanınca alın size siyasi ya da din önderi..

Aynı uygulama her alanda geçerli.. Siyasi iktidara getirilenlere bir bakın! Hangi tipler İslam ülkerinin yöneticileri..

Tarih boyunca yaşanan bu gerçeklik şimdi de İslam dünyası için uygulanıyor.. ABD sahte dinler oluştururken özellikle İslam dünyasına ucube tipleri, din adamı olarak lanse etmeye ağırlık veriyor. CIA himayesinde okullar zinciri ile İslam dünyasında zehir kusucu faaliyetlerine devam ediyor..Bazı pskolojik sorunu olan tipler de peşinden gidebiliyor..

Dün böyleydi bugün de böyle ne yazık ki! Müslümanlar kurtuluş simidi olarak nedense lanse edilen kişilik bozukluğu olan tiplere biat etme zaafiyetinde bulunabiliyor.

Geçen yüzyılda; İngilizlerin İslam ülkelerindeki vahdaniyeti bozma girişiminde uyguladığı yöntemi, bu kez

ABD ılımlı İslam dinlerarası diyalog safsataları ile uygulamaya çalışıyor.

Peki ama neden;

Bakın; Osmanlı İmparatorluğunun şemsiyesi altındaki Ortadoğu coğrafyasını, İngilizler hangi stratejik planla ele geçirdiler?

Yaşanan tarihi gerçekler doğru değerlendirilirse, bugün yaşananların pek de farklı olmadığı görülecektir.

İngilizler; Hz. Muhammed'in anne ve babasının kabrini yok eden, Peygamberimizin kabrini yıkmayı isteyecek kadar sapkın bir mezhep olan Vahabi Mezhebinin (ki bu yıkıma Atatürk engel olmuştur) Arap yarımadasını ele geçirmesini sağlayarak; Arapların Osmanlıyı arkadan vurmasının temellerini atmıştır.

Dört hak mezhepten biri olmayan ve kendi dışında diğer mezhep inananlarını dışlayarak kafir ilan eden Vahabi mezhebinin; bugün Kutsal topraklara sahip olması İngilizlerin sayesinde olmuştur. Haçlı zihniyetinin neler yapabildiğine örneklerden biridir Vahabilik mezhebi.

Bu mezheple ilgili en ilginç bilgi ise Saddam arşivlerinin Amerika'ya götürülüp tercüme edilmesi ile gün yüzüne çıkmıştır. Mart 2008'de Washington Post gazetesinde yayınlanan bu haberde Vahabiliğin kurucusu olan Şeyh Muhammed bin Abdülvahhab'ın dedesi Bursalı bir Yahudi. Washington Post'un köşe yazarı Al Kamen Pentagon'un; Saddam dönemine ait kamyonlarca yer tutan arşiv belgelerinden önemli bulunanları, İngilizce'ye çevirterek beş cilt halinde bir araya getirilmesini sağladığını yazdı.

Tercüme edilen bu belgelere göre, Şeyh Abdülvahhab'ın dedesinin adı Süleyman değil Şulman'dı. 16. Yüzyılda Bursa'da yaşayan Yahudi bir tüccar olan Şulman, daha sonra Şam'a göç etti. Sakal bıraktı, Müslüman sarığı sardı; ancak büyücü olduğu suçlamasıyla Osmanlı yönetimi tarafından Şam'dan kovuldu.

Batı öteden beri; kendisi savaşmak yerine ülkeleri ve halkları birbirine düşman etmeyi ve onları savaştırmayı başarmıştır. Yüzlerce yıl Doğu topraklarını istila etme teşebbüsünde bulunan emperyalist Batı; savaşla elde edemediğini hile ile elde etmiştir. Batı akılcı, Doğu ise kadercidir. Bu yüzden Doğu insanlarını birbirine düşürmek için en iyi yöntem; din olarak belirlemiş ve bu konuda da başarılı olunmuştur.

İngilizler; toplumları birbirine düşürme hedeflerini gerçekleştirmek için Arabistanlı Lawrence'den çok önce İngiliz ajan Humpher'ı görevlendirmişti. Humpher; kaleme aldığı hatıralarında görevini açıkça yazmış:

"1710 yılında İngiltere Sömürgeler Bakanlığı beni Mısır, Irak, Hicaz ve Osmanlı Halifelik merkezi İstanbul'da casusluk yapmak ve gizli bilgiler toplamak için gönderdi. Benim görevim Müslümanları birbirine düşürmek ve sömürüyü İslam ülkelerine sokabilme yollarını aramak için yeterli bilgileri toplamak idi. Bu amaçla Ebu Hanife'den çok bildiğini ve Sahih-i Buhari kitabının yarıdan fazlasının hiçbir işe yaramadığını iddia eden Abdülvahhab'la dost olmuştum; Sürekli olarak onu, Allah seni büyük bir dahi olarak yaratmış, sana Ali ve Ömer'den daha fazla akıl vermiş diye tahrik edip, eğer sen Peygamber zamanında yaşasaydın, kesin olarak onların yerine geçerdin diyerek yüreklendirdim."

Batı’nın 1700'lü yıllardaki istila ve sömürü isteği; günümüze kadar artarak devam etmiştir. Her biri emperyalist Batı'nın ajanı olarak çalışan misyonerlerin başkanı Samaul Zouimer; sömürgeci Hıristiyanların fikirlerinde bir değişiklik olmadığını 1935 yılındaki beyanında açıkça göstermiştir: "Sizden Müslümanları Hıristiyan yapmanızı istemiyorum. Sizin asıl göreviniz Müslümanları İslam'dan uzaklaştırmaktır. Eğer bunda başarılı olursanız, İslam memleketlerinin sömürge haline gelmesi için fetih yollarını aşan ileri karakollar kurmuş olursunuz"
Bugün Katolik/Protestan misyoner çok yönlü faaliyetlerine devam ediyor. Devasa mali kaynağa sahip yeni dini örgütlenmeleri görünce tarih tekerrür ediyor demek lazım.
İslam dünyasnının kurtuluşu Müslımanların kendilerine önder diye seçtiklerini gözden geçirmelerine bağlıdır..Tabi psikolojik sorunu olanlar bunun ne anlama geldiğini düşünemez bile. Çünkü gözler, kör kulaklar sağır kapler mühürlü ise yapacak birşey yoktur.
Günün Sözü: Rakibinin ne yaptığını ve ne yapacağını bilmezsen, oyuna her zaman gelirsin."

Nurullah Aydın - Acikistihbarat.com

Misilleme Böyle Yapılır


Çok değil daha yeni hatırlıyorsunuz İsrail, Türk Büyükelçisini çağırıp aklınca onun üzerinden Türk Devletine "uyarı" verdi. Devletler bu tür konulara sessiz kalmazlar mutlaka bir yerlerde karşılığı verilir. Bugün de misillemesi geldi.
Nasıl mı?
Haberin tüm detayları için buraya
Şimdi anlatayım;
Ehud Barak bir Savunma Bakanı ve onu karşılaması gereken makam Savunma Bakanlığı'dır.
Ehud Barak geldiğinde de Milli Savunma Bakanımız Vecdi Gönül'ün karşılaması gerekliydi. Ancak karşılamada Ankara Vali Yardımcısı ve Milli Savunma Bakanlığı'nı temsilen bir tuğgeneral karşılamış.

Eskiden tarih kitaplarında okurduk, "Osmanlı Sadrazamı Avusturya Kralı ile eşdeğerdedir" denilirdi, burada yücelik gösterilirdi.

Devletimiz İsrail'e öyle bir cevap verdi ki bakanlarıyla Vali bile değil yardımcısını muhattap etti. Vali yardımcısı kaymakam statüsünde bir kişidir. Yine askeri alanda da tuğgeneral ile muhattap ediyor.

Bu bir cevaptır,hala durumu ayıkmayanlar varsa diye dedim.
Ayrıca ne Başbakan,ne Cumhurbaşkanı ne de Genelkurmay Başkanı görüşmeyi kabul etmiş. Yurt dışı ve şehir dışı gezilerini bahane etmişler. Acaba hepsi bir tesadüf mü?

Dış Politika'da Türkiye'nin geldiği nokta ve gücü görmemiz açısından önemli bir hareketti bugünkü.

Ayrıca bu görüşmede daha geçenlerde bahsettiğim casus uçakların da görüşmesi yapılmış gündemi önceden gördüm diyip de gazetecilerin yalanlarından atayım.


Sabetayizm kavramını Soner Yalçın'ın kitabından önce duymuştum ve biliyordum. Türkiye'de bu kavramı gündeme getiren ve sokaktaki ayakkabıcıya kadar duyuran Efendi Soner Yalçın. Kendisi de (tahmince) bir Efendi olan Soner Yalçın, Efendi kitabında Atatürk'ün tüm çevresini Sabetaycı yaptı ve hepsine "Efendi" dedi.Türkiye'deki kimliğinden asla şüphe edilmeyecek kişileri bile Sabetaycı yaptı. Doğru bilginin yanına çok fazla yanlış bilgiyi de sıkıştırarak bu kavramı bütün halka tanıttı. (Hala bilmeyenler buraya)
Son zamanlarda da Murat Bardakçı kendisi de bir Selanik göçmeni olan Cemil İpekçi'yi (aynı zamanda MHP-DSP-ANAP dönemi dışişleri bakanı İsmail Cem'in kuzeni olur) de programına davet ederek konuyu yeniden tartışmıştı.
Soner Yalçın'ın da desteklediği site olan OdaTv.com bu konuyu ele almış Murat Bardakçı'yı da Sabetay yapmış (değildir diye bir iddiam yok ama vardır diye de kesin bir delilim yok) sonuna da "bırakın da konuyu uzmanlar incelesin" demiş.

Buradan şu görülüyor ki Soner Yalçın ve ekibi kendisini Türkiye Sabetay Belirleme Kurumu ilan etmiş ve kendilerini de uzman olarak görüyorlar. Çok saçma geldi işte o saçma yazı da burada.

Soner Yalçın acaba ne zaman kitabı MI6'dan ya da bi başka gizli servisten aldığını altına sadece imzasını attığını söyleyecek ve herkese Efendi demekten vazgeçip Efendi olduğunu açıklayacak?

Sabetayizm'i de sektör haline getirdik hadi güzel ülkem oyalanacak bir konu daha bize.

Tekken Film'i Geliyor



Tekken Film
Raaunndd vaaan..fayt! (Round 1 fight) etkili ve kalın bir ses tonuyla başlardı oyun.
Sinema dünyasını çok yakından takip etmem öyle sıradan biri olarak ne çıkmışsa izlerim. Facebook'ta bir arkadaşımın paylaşmasıyla gördüm.
Atari çağından gelen arkadaşlara müjdesini vermek istedim.
Ben çok fazla oynamasam da abim oynarken yanında olurdum. Daha çok teknolojinin iyice evlere taşınmasıyla evimdeki ataride ya da daha ileride play station'larda oynadım bu oyunu.
Çok fazla Türkçe bilgi olmadığı için ve ingilizceden çevirdiğim kadarıyla annesinin ölümünün intikamına düşen bir genç. Büyük babasını bulur,onunla çalışır sonra "Demir Yumruk Kralı" turnuvasına katılır ve orada annesinin katilini bulur. Bu da OGRE dir. Amacına ulaşmak için dünyanın en büyük dövüşçüleriyle savaşmak zorundadır. Bilgi bu kadar.

Ayrıca resmi olmayan bir bilgi de filmin çıkış tarihini 5 Nisan 2010 olarak gösteriyor. Film Hindu yapımı(ymış) Holywood değil.

Bakalım güzel bir film olur mu;
bu arada arkadaşın paylaştığı videyoa da şuna benzer bi yorum yaptım:
Street Fighter,Mortal Kombat ve yıllar sonra Tekken. Gittikçe yakın zamanlara gelerek film yapılıyor acaba yarının gençleri çocukluğunun oyunlarından PES 2010 filmini görür mü :)

Bu arada daha teknik ve detaylı bilgi burada.

Bitirirken de keyyy oooo (K.O=knockout) derdi ben de öyle yaptım.

K.O

Pek Güzel Hareketler Değil Bunlar


Çok Güzel Hareketler,herkesin çok sevdiği nedense çocuklara yönelik bi programmışçasına skeçlerden sonra sürekli onlara yorum yaptırılan bi program.
Açık konuşayım,Yılmaz Erdoğan'a olan antipatim sonucu bazı açık arayışlarımla bişeyleri buldum ve bunlar öyle sadece bi şahsa sinir olmaktan değil. Oyuncuların emeğine saygım var çünkü acımasızca bi adam yüzünden herkesi eleştiremem.

-Herkesin üzerine belli kalıp espriler var.
Örnek: Şişman bi kız var boğaç skecinde oynayan onun üzerinden hep şişman esprileri döner,aynı durum Eser'de de var. Bi başka şekilde tipsiz olarak Ersin'e yapılır. Oğuzhan Koç pek çok skeçte şarkıcı olabilir.
-Bel altı espriler;
Son zamanlarda dikkatimi çeken bir olay oldu,espriler iyice belden aşağı konulardan bahsetmeye başladı. Şimdi "küfürle güldürmek" mantığından hareketle eleştirmiyorum eleştirim şu; madem o esprileri yapıyorsun neden 8-10 yaş arası çocuklara bunları yorumlatıyorsun ve programı onların ilgi odağı haline getiriyorsun?.. Bu çok güzel değil "çok yanlış hareket" oluyor.
-Oyuncularda rahatlık;
Oyuncularda çok fazla rahatlık görmeye başladım, sahnede adeta aile arasında oynar gibi gülmeler skeci dağıtmalar (Eser'in gülmediği skec yok zaten). Ben tiyatrodan çok anlamam ama bunlar da bence kaliteyi düşürüyor.
-Yılmaz Erdoğan'ın güldürmeyi bırak yüzünde mimik anlamında bi hareketliliğe bile sebep olmayacak esprilerine hiç girmiyorum bile.
Dikatimi çekti ilk defa bu tip bir konuya girdim, bilmem hak veren olur mu

Irak'tan bir -"O" an-


An Iraqi prisoner of war comforts his 4-year-old son at a regroupment center for POWs of the 101st Airborne Division near An Najaf, Iraq in this March 31, 2003 file photo. The man was seized in An Najaf with his son and the U.S. military did not want to separate father and son. (AP Photo/Jean-Marc Bouju, File)


Fotoğraf 31 Mart 2003 Irak'tan. Üstteki açıklamaya göre de 4 yaşındaki çocuğuyla "mahkum" Necef yakınlarındaki toplama kampına alınmış. Yine açıklamaya göre : "Amerikan askeri baba ve oğulu ayırmak istemedi"


Son ifade; "ayırmak istemedi" ifadesi dikkatimi çekti. Sanki yaptığı işin bi meşruluğu (geçerliliği) varmış gibi ve bi iş becermiş gibi kafası çuvallı perişan haldeki adamı çocuğundan ayırmamış.
Yaşa sen Amerikan Ordusu(!)

Geldi O Zalım Finaller


Evet arkadaşlar ne kadar kaçarsak, ne kadar kasarsak kasalım geliyor o nalet günler. Bahtımıza karaçalı gibi takılan, ömrümüzün acı günleri olarak saydığımız mahşer günleri gibi final günleri geldi yine.
Herkese başarılar dilerken geçenlerde dillerimden dökülen ne kadar çaresiz halde olduğumu anlatan o sözümü tekrarlıyorum : Finaller yaklaşırken, çalıştığı kurum devlete ait olan ve yakın bir dönemde özelleştirileceği duyurulan kurumun bir işçisi gibiyim..Tedirgin,korkulu,çaresiz..

Zalım finaller geldiğinde söylenen özlü sözler vardır bilirsiniz onları bi alıntılayalım aşağı kısma doğru da:

İLK VİZEN KAÇ ?
arkadaşının vize notunun düşüklüğünü öğrenip ona göre gaza gelmek amacıyla söylenir..

HACIM NAMAZA MI BAŞLASAK?
normal zamanlarda dünyanın aşkından ahiret hayatını unutan pek çok öğrencinin , sınav zamanı kasılmalardan kurtulmak amacıyla Allaha yakınlaşma cümlesi :) uzar o namaz ..kaza namazları falan kılınır...belki gaza gelinip tövbe de edilir...ama sınavlar bitene kadar :))


BEN ŞİMDİ YATICAM , SİZ YATARKEN KALDIRIN BENİ.
ders çalışmaya gönlü olmayan öğrenci türünün kendini ve etrafındakileri ileriye odaklamak amacıyla söylediği söz..zira o saatte mümkün değil kaldıramazsınız..

BİR ÇAY KOY DA İÇELİM BE OLUM.
doğru düzgün olmasa da bir saat çalışma sonucunda evin uyanığının çay yapmasını iyi bilen şahsa yönlendirdiği rica görünümlü emir kipli cümle.

BU ADAM GEÇEN SENE NE SORMUŞ
konuların yoğunluğu ve zamanında aynı oranda kısıtlı olması sonucu çalışmayı sevmeyen öğrenci türünün evde varsa dersi geçen sene almış , ya geçen sene dersi alanlardan soruları öğrenmiş kişiye yönlendirdiği soru.

KESİN BURDAN ÇIKAR
6.hissi yüksek öğrenci türünün söylediği cümle..garanti çıkmaz ordan :)

ÇALIŞ ÇALIŞ NEREYE KADAR ( kalem fırlatılır bu sırada)
sanki sabah akşam ders çalışıyormuş havası oluşturmaya çalışan , gösterişe meraklı fakat engellere karşı zaafı olan öğrenci türünün favori cümlesi...

YARIM SAAT SONRA BAŞLIYORUZ.
yalan yalan yalannnnnnnn , ama her sınav dönemi söylenir...başlanırsa da bir saat sonra bırakılır..:))

YARIN FAZLA KASMASA BARİ
hayatını , vücudun refleksleriyle anlatmaya meraklı olan öğrenci türü sınav için de "zor sormaz inşallah" manasında bu sözü söyler...

AA GELSE NE DELİ OLUR BEA
ilk vizesi iyi olan fakat diğer derslerinde pek hayır olmayan öğrencinin diğer derslerini DC ile geçeceğini hesaplama paranoyasına kapıldığı an söylediği sözdür...:))


O SORU KEK , BÖLE ÇIKSIN 100 ALIRIM
ders çalışmaya ne kadar isteksizse , ders çalışanların hevesini kırmaya da o derece düşkün olan kişinin soru çalışanlara söylediği umut kırıcı söz...

1 SORU YAPSAM YETİYO BANA
Hocanın vize de çok zor sormuş olması , buna karşın öğrencinin yüksek alması sonucunda , final haftasında yeteri miktarda çalışamamışsa arkadaşlarına nispet yaparcasına söylediği kibir cümlesi.

HACIM BEN ÇALIŞMICAM , ZATEN DC İLE GEÇSEM NE OLCAK
ortalamasından dolayı dc ile geçme ihtimali bulunan , fakat dc ile geçmeyi kendine yediremediği kadar ders çalışma isteği de olmayan kişinin kendini ve çevresindekileri avutma cümlesi.

YAZ OKULUNDA GEÇERİM
yaz okulunda sıcağın etkisiyle beyninin daha iyi çalışacağını düşündüğünden midir bilinmez ,bir grup öğrencinin umutlarını yaza gönderme cümleciği...

BU DERSİN MANTIĞI NE AQ
ders çalışmaya çalışmış , ama derslere gelmediğniden dolayı dersi anlamamış öğrenci profilinin nefret dolu sorusu.

BÖLE SORU SORARSA ,ÇOK PİS SÖVERİM
ders çalışmaktan çok sinirlenen öğrencinin , çalıştıklarından daha zor bir soru görmesi sonucu , sarfettiği talihsiz cümle :))

SINAVDA ÖNÜME OTUR.
ders çalışmamış bir öğrencinin sınavdan dakikalar ya da birkaç saat önce çalışan-başarılı öğrenci arkadaşına sarf ettiği söz.kopya çekme amaçlıdır.etik değildir :))

VAZELİN ALALIM YANIMIZA
Hocanın çok zor soru sorma ihtimaline karşı önlem amaçlı cümle :))))

OLUM NİYE BENİ ÇAĞIRMIYOSUNUZ
kendisi uyurken arkadaşları ders çalışmaya başlamış öğrenci tipinin uyandıktan sonra arkadaşlarına sarf ettiği sitem.

HACIM BİRAZ UYUSAK MI
ders çalışmaktan sıkılmış , ya da henüz başlamamışken yemeğin ağırlığu üzerine çökmüş öğrencinin çalışkan arkadaşına sarf ettiği düşmanca söz :)))

DIŞARISI ŞİMDİ KAYNIYORDUR AQ
özellikle bahar dönemindeki sınavlarda bilhassa erkek öğrencilerin dışarıya çıkıp gezme özlemlerini dile getiren söz grubu :)))

ULAN KÖPEK GİBİ ÇALIŞTIN DİMİ
ders çalışmamış ya da çalıştığını yeterli görmeyen öğrencinin , çalışmaktan usanmayan arkadaşına sarfettiği düşmanlık dolu cümle :))

SENEYE GARANTİ AA ALIRIM BU DERSTEN
kalması daha sınava girmeden kesinleşmiş öğrencinin , umut fakirin ekmeğidir tarzında sarfettiği idealist(!) cümlecik :))

ULAN HAYAT SİZE HAYAT BE
kendisi başarılı olduğu için bütün dersleri alan öğrencinin , kredi yetersizliği sebebiyle ders alamayan bu sebeple de birkaç günü boş olan öğrenci arkadaşına sitemi :))

YİNE TERS KÖŞE YAPMASIN BU ADAM
öğrencilere eziyet etmeyi seven, nerden soru soracağı belli olmayan hocaya atfen söylenen söz...

BANA ÇIKACAK SORULARDAN GÖSTERSENE BİRAZ
ders çalışmayan ama çabuk anlayan ( anladığını zanneden ) kibirli öğrencinin çok çalışkan arkadaşına ricası :))

HACIM O KIZ BENİ FENA KESİYO YA
ders çalışmaya pek niyeti olmayan , erkek öğrencinin ders çalışan arkadaşlarının da motivasyonunu bozmak için söylediği sözcük :)) yalan doludur :))

ÖSS YE GİRELİM BU SENE
ders çalışmakla uzaktan yakından alakası olmayan öğrenci türünün her sene sarfettiği cümle...sınav zamanlarında bahsedildiğinde muhabbet bir başlarsa herkes üniversiteden soğur , başka bölümler seçilr ,sonra da yatılır :))

BİZİM SINIF HAYVAN GİBİ ÇALIŞIYOR , ORTALAMANIN AĞZINA SIÇMIŞLAR
çan eğrisinin geçerli olduğu üniversitelerde , sınıfı genel olarak çalışan ve sınav ortalamaları yüksek olan fakat kendisi çalışmaya gönülsüz olan öğrenci türünün suç atmak amaçlı sözü :))

Türk İnsansız Uçakları


Haberi Açık İstihbarat'tan aldım; yaklaşık 2 aylık bir haber ama onlar da yeni yayınlamış ben de yeni gördüm. Haberi okuduğunuzda göreceksiniz VESTEL SAVUNMA SANAYİ'ni; bugüne kadar VESTEL'in AR-GE'sinde silah çalışmaları olduğu söyleniyordu ama bu bir söylentiden öte gerçekmiş,VESTEL'in bu alandaki faaliyetini ilk defa duydum.
Şimdi klasik hale gelen Türk zihniyeti şunu diyecek :"Uçağı yapıyoruz düşüyor,bizimkisi anca bu kadar olur".
Buna cevap verme gereği duymadan şunu sorguluyorum; istenilse bu olay gizli tutulabilirdi ancak açığa çıkarılması bizim tarafımızdan mı gerçekleştirildi yoksa karşı taraflardan mı açığa çıkarıldı?
Bizim tarafı umuyorum ki silahı üreten şirket açıklama yaptığına göre bizim taraftan olması mümkün.
Haberi vereyim;

Türkiye, İsrail’in casus uçağı Heronlar yerine kendi insansız uçağı ‘Çaldıran’ı gizli bir şekilde geliştirmeye çalışıyor.

Sinop’ta yazılım ve tasarımı Türk mühendisler tarafından yapılan ülkemizin ilk 6.5 metre boyundaki insansız casus uçaklarının testleri yapıldı. Çok gizli yürütülen proje deneme uçuşu yapılan uçaklardan biri dün düşünce ortaya çıktı.

DENEME UÇUŞUNDA DÜŞMÜŞTÜ

İnsansız hava araçlarının ilki operatör hatası sonucu düşerken, ikincisi başarı ile uçuruldu.

Uçakları yapan Baykar Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Bayraktar,

“Türk Silahlı Kuvvetleri için İsrail’in Heron uçaklarına benzeyen ve daha üstün yazılım özelliklerine sahip ilk casus uçağı yapıp uçurduk. Gizli bir çalışmaydı. Ancak nihai demo öncesi test uçuşlarında biri düşünce gözler bize çevrildi. Türkiye’de önümüzdeki 10 yıl içerisinde 4 milyar dolarlık casus uçak alımı yapacağı öngörülmektedir. Onun için büyük rekabet yaşanıyor”

dedi. İsrail’in Heron’larına rakip olması beklenen ve ‘Çaldıran’ adı verilen Türk yapımı casus uçak 20 bin feete çıkarken, 8 saat havada kalabiliyor. Bu yükseklikten gece ve gündüz nokta tespiti yapabiliyor.

Dün Sinop’un Erfelek İlçesi’nde insansız bir hava aracının düşmesi, gözleri Türk mühendislerinin bu alan yaptığı çalışmalara çevirdi. Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetlerinin ihtiyacı için yaklaşık 1.5 yıl önce insansız casus uçak ihalesini açtı.

Tamamen milli bir proje olması istenilen ihaleye Vestel Savunma Sanayi A.Ş. ile Baykar Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş. katıldı. Her iki firma da çalışmalarını ülkemizin değişik noktalarında yürüttü. İlk casus uçağı Baykar Makina hazırlayarak uçuşa hazır hale getirdi.

SİNOP’TA TEST EDİLİYOR

Kendilerine devlet tarafından uçakların test edilip, uzman ekip tarafından değerlendirilmesi için geçen ay Sinop Havaalanı’nda bir bölge tahsis edildi. Dün aralarında subayların da bulunduğu 17 kişilik bir heyetin gözetiminde yapılan insansız hava araçlarından biri uçuruldu.

Ancak 18 bin feete çıkıp yaptığı manevra sırasında operatör hatası sonucu, uçak düştü. Erfelek İlçesi’ne düşen casus uçak gözlerin Sinop’a çevrilmesine neden oldu. Vali Mustafa Hakan Güvençer, “Bizi aşan bir durum var. Bunun bilimsel araştırmalar çerçevesinde denemeleri sürdürülen bir hava aracı olduğunu söyleyebilirim” demekle yetindi.

Baykar Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Bayraktar, çalışmanın gizli olduğunu, ancak prototip model uçuşu sırasında yaşanan kaza kırım nedeniyle çalışmaların kamuoyuna yansığını söyledi.

Bayraktar, “Biz iki firma yarışıyoruz. Bu özellikte ilk casus uçağı yaptık. Test uçuşları heyet gözetiminde değerlendiriliyor. Burada tamamen Türk mühendislerin bir eseri var. Yazılım ve tasarımında hiçbir yabancı mühendis katkısı yok. 8 yıldır uçaklar üzerinde çalışıyoruz. Son iki yılda İsrail’in Heron’larına yakın özellikte ‘Çaldıran’ adını verdiğimiz casus uçağı yaptık. İlk demonun uçuşu sırasında 18 bin feette operatör hatası sonucu kaza kırıma uğradık. Bu kaza ülkemizin milli casus uçak geliştirme projesini hiçbir koşulda askıya almayacaktır. Çalışmalara ikinci uçakla devam edilmektedir. Onda bu hata tekrarlanmadı” dedi.

Kaza kırıma uğrayan insansız hava aracının tamamen Türk mühendisleri tarafından geliştirilen ilk milli insansız hava aracı olduğunu belirten Bayraktar, bir aydır Sinop Havaalanı’nda test ve deneme yaptıklarını kaydetti.

İLK TÜRK İNSANSIZ HAVA ARACI

35 kişilik bir ekibin eseri olan ilk Türk insansız hava aracı, uygun görülürse Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hizmetinde kullanılacak. Uçakların en önemli özelliğinin yazılımlarının Türk mühendisler tarafından yapılıyor olması ve çok düşük desibelde ses çıkarması. Bayraktar, “Bu sistem 10 saat ikmalsiz 200 kilometreden yayın yapıyor. 18 bin feette 8 saat havada kalıyor. 20 bin feete kadar da çıkabiliyor. Uçağımızın kanat açıklığı 9 metre. Boyu ise 6.5 metre. 140 litre yakıtla birlikte ağırlığıda 450 kilogram. Üzerinde gece ve gündüz en gelişmiş görüş alabilen termal özelliği de bulunan kameralara sahip. Havadan bir insanın kolundaki saati görebiliyor. Lazerle hedefi saptıyor. Saatte ise 100-120 kilometre hız yapıyor” dedi.

Bayraktar, Türk Silahlı Kuvvetleri için İsrail’in Heron uçaklarına benzeyen ve daha üstün yazılım özelliklerine sahip ilk casus uçağının uçurulmasının gizli bir çalışma olduğunu da söyleyerek, Türkiye’de önümüzdeki 10 yıl içerisinde 4 milyar dolarlık casus uçak alımı yapacağının öngörüldüğünü ileri sürdü.

UÇAK KENDİSİ KALKIP İNİYOR. ROTAYI TAKİP EDİYOR

Türk Mühendislerin eseri olan prototip ilk casus uçağı kendisine verilen komutu aynen uyguluyor. Çizilen rotaya göre kendisi havalanıyor, rotasında gidip, tekrar geri dönüyor. Otomatik iniş ve kalkış yapıyor. Bayraktar, “Uçakla ilgili ticari ürünler yurt dışından geliyor. Ancak tasarım ve yazılımını Türk mühendisleri yaptı. Bugün devresinde bir sürü eleman var. Onları biz seçiyoruz. Bizim otopilotumuzun içinde 500 bin satır kod var. Biz kodların içinde her türlü değişikliği yapabiliyoruz. Mesela 3 satır kod değişikliği ile eğer enlem ve boylam şunu geçerse motoru stop et ya da git uçağı şuraya çak. diye komut girebiliriz. Herşey mühendisin elinde. O nedenle bu tür sistemlerin milli olmasının önemi daha çok öne çıkmalı. Çünkü yurt dışından gelen sistemlerde kodları ne kadar biliyoruz ki” diye konuştu.

İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI BEŞ SINIFTAN OLUŞUYOR

İnsansız Hava Araçları (İHA) 5 sınıftan oluşuyor. Ahmet Bayraktar, “İnsansız hava araçları 5 sınıftan oluşuyor. Mikro, mini, taktik, operatif ve male. Mikro: menzili kısa boyutu ufak. Mini: 5 kiloyu geçmeyen uçaklar, taktik: 150- 450 kilogram arası uçaklar. Operatif: 450 kilogram ile 1.5 ton arası, Male: ağırlığı 1.5 tondan yukarı olan uçaklardır. Bugün ordumuzda mikro yok. Mini modeli biz yapıyoruz. Taktiğin tedarikçisi İsrail. Operatif sınıfa heronlar giriyor. Ancak henüz teslim edilmedikleri için Silahlı Kuvvetlerin envarterine girmedi. Bizim yaptığımız model ise taktik ile operatif sınıf arasında kaldı” diye konuştu.

SİLAHLI KUVVETLER 24 ADET ALACAK

Öte yandan Silahlı Kuvvetler insansız casus uçaklardan 24 adet alacak. Baykar Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin uçağından sonra Vestel Savunma Sanayi A.Ş.’nin de uçakları test edilecek. Bu yıl içerisinde uçakların ilkinin teslim edilmesi bekleniyor. İsrail’in Heron’larına karşı 4'de 1 fiyata mal olması beklenen ilk Türk malı insansız casus uçaklarının terörle mücadele kapsamında ağırlıklı olarak Güneydoğu Bölgesi’nde kullanılacağı belirtildi.

GECİKEN HERONLARA 180 MİLYON DOLAR ÖDENECEK

Bu arada 2005 yılında İsrail’le imzalanan anlaşma sonucu yaklaşık 180 milyon dolar ödenerek alınacak olan 10 Heron için teslimat gecikince Türkiye’nin kendi insansız hava aracını üretmek için çalışmaları hızlandı.

Gelecekte insansız hava araçları daha da yaygınlaşacak. Bugün Kara Kuvvetleri’nin ihtiyacı nedeniyle insansız casus uçaklar üretilirken, gelecekte deniz, hava, jandarma, sivil savunma gibi birimlerde bu uçakları kullanacak.

Blog Widget by LinkWithin

Copyright © 2009 - Karalama Defterim - Tüm Hakları Saklıdır ve kartalizma_okan 'a aittir
Yazılan "bi kaç kelam" a saygı göstererek aktif bağlantı adresi vermeden kopyalama yapmayınız. Blog en iyi Google Chrome ile sonuç verir.