Komutanlar ve Grizu

STV haber spikeri öyle bir yorum getirmiş ki işte bu da vidyosu;



Grizu patlamasını gelip Ergenekon'a bağlıyor. Bu kadarı da ayıp artık, ağzınızın salyaları görünüyor. Ayrıca tutuklanmamış göz altına alınmış kişilerdir. "Komplo teorisi mi yoksa tevafuk (tesadüfi) mudur" bilmem demiş ben söyleyeyim hiç biri değil bu; art niyet bu, fitnedir bu, ayıptır bu. Diyecek söz bulamıyorum artık, TSK'yı yere düşürdük vuruyoruz sanıyor ama farkında değil ki çok küçülüyor, Türk Milletinin göz bebeğine böyle saygısızca vuruyor. Nedir bu kadar derdiniz be? Dindarsınız da Askerliğin, vatan savunmasının kutsallığını bilmiyor musunuz? Cezası olan varsa çeker ama böyle saçma salak akılsızca kötü niyetle yapılan açıklamalarınız komplo teorileriniz fitne çıkarmalarınızın da bir sınırı olmalı!
Size ne denir ki, Allah akıl fikir vermekle kalmasın sizin deyiminiz olan "şefkat tokadı"nı öyle bir çaksın ki 3 tur dönün anca kendinize gelirsiniz!

Dedikleri ise şunlar;

Sevgili seyirciler tabii nasıl bir bağlantı kurabilirsiniz. Biz sadece hatırlatma yapıyoruz. Geçen sene Aralık ayında Bursa'da bir maden kazası meydana gelmişti. 19 madencimiz can vermişti.
Peki bu olaydan hemen bir gün önce ne olmuştu bir hatırlayalım. İstanbul'a cumhuriyet savcılarına İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman, Özden Örnek gelip ifade vermişlerdi. Geldiklerinin hemen ertesi günü, pazar akşamı ise Bursa Mustafa Kemal Paşa'da 19 madencinin öldüğü maden kazası vuku bulmuştu.

Dün gözaltılar oldu, Balyoz Darbe planıyla ilgili, bugünse ne yazık ki işte Balıkesir Dursunbey'den gelen böyle bir maden kazası haberi var. Nasıl bağdaştırırsınız ya da var mıdır bir bağlantı yoksa sadece ve sadece tevafuk diyebileceğimiz hadiseler midir bunlar, bunu da sizin izanınıza bırakıyoruz. Belki de varsa da bir bağlantı tabii komplo teorisi üretmek hiç hoş değil. Çünkü birisinde 19 kişi diğerinde 17 kişi can verdi".





Resmimiz alıntıdır. (Daha büyük hali için üstüne tık) Anlaşılmıyor ihtimaliyle o sembollerin Türkçesini yazayım;

Kadınların erkeklere değer biçmesinin formulü : Zeka + Mizaç + Para + Görünüş

Erkeklerin kadınlara değer biçmesinin formulü : Görüntü x (Zeka + Mizaç)


Yani kadınlarda görüntünün 0 olması ihtimalinde diğerleri hiç bir işe yaramıyor sonuç yine sıfır.

Aslında bir erkek gözüyle yanlış bi formül değil.

Ağlama Guiza Beni de Ağlatacaksın


"Guizaa Guizzzaaaaa kaçırıyoorrr." Sabri'nin dağlara taşlara vurduğu şutlar kadar Guiza da kaçırdıklarıyla bilinir oldu. Bu maçı Fenerbahçe'nin kaybedeceğini söylemiştim, Lille maçında sakatlanan Lugano bu maçta çok riske edilmeyecekti, Fenerbahçe defansı dökülüyor, Bursa'nın kupadan kalan kini var ki bunu saha içinde de gördük, ayrıca da mücadeleyi bırakmayan bir takım. İlk yarıda 2-0 iken maç Bursa ikinci yarı 3-2 kazanır git iddaa oynanıyorsa şimdi oyna dedim yanımdakilere ama bu Fenerli arkadaş imkan vermiyordu buna.

Şimdi herkes diyecek ki kendi takımına baksana sen, birazdan ona da bakacağım önce bi diyeceklerim var. Guiza ağlattı ağlattı en sonunda dayanamadı ağladı. Pek çok Fenerbahçe taraftarı ona tepkili ama bir blogda okuduğum Fenerbahçe Taraftarı'nın özür mektubu vardı kendisine. Ben gözyaşlarını görür görmez Fenerbahçeli abime döndüm dedim; "Bu millet mazluma, gözyaşına dayanamaz affederler." Cümlemin üstünden biraz geçsin bre arkadaş bi hemen yufkalanmasın o gönülleriniz. Bu kadar parayı alıp da sadece pozisyona giresin diye değildir o paralar, pozisyona girmek bişey getirmiyor onu iyi paslarla pozisyona sokan Alex yapıyor ki orda o pası bu seviyeye gelmiş pek çok futbolcu alır pozisyona da girer hoca.

E o zaman dönelim şimdi bizim takıma; bizim takımda yani Beşiktaş'ta yok mu bu kadar kaçıranı? 7 Mt kale önünde 2 Mt den dışarı vuran bi Nobre var. Koşuyor ediyor diyerek ona da teselli bulunuyor ama aldığı paraya bakarsanız Guiza onu katlıyor. Tabii ki bu kaçırmasını meşruu kılmaz ama bu paraya bu kalite oyuncu oluyor. Buradan dönüyorum değerli basına; her transferde pahalı aldınız diye Beşiktaş'a yüklenen basın bunu da bi ara yazın olmaz mı ki? Fenerbahçe top oynamıyor kadro derinliği desen yok, defans dökülüyor ama yazılanlara baksan Fenerbahçe çakma Barça oluyor. Sorun değil Fenerbahçe daha çok kaybeder bu görülüyor, boşver yazmasın basın biz biliyoruz ya gerçeği neyin ne olduğunu. Guiza Beşiktaş'ta olsaydı varın bir de siz düşünün ne çok para verildiği kalırdı basında ne de çok büyük para aldığı. Basın hepiniz mi Fener'lisiniz yahu?

Bizim Dexter...Dahsin!



Sezyum'da gördüm bu vidyoyu, sanırım tüm blog alemini sarstı bu vidyo, benden önce davranan arkadaşlar var ben biraz bekletmeyi tercih etmiştim onlara burdan selam ediyorum.:)

Dexter'ı bilenler bu vidyoyu anlayıp güleceklerdir ancak bilmeyenler buradan izleyip anlamlandırabilirler.

Gerçekten uğraşılıp yapılmış çok da güzel olmuş.

Ezel'in Senaristleri Açıkladı


Geçen günlerde dizinin Monte Cristo Kontu'ndan alıntı olduğunu söylemiştim. Senaristlerden bi açıklama duymadığımız gibi bir kişi de basında bundan bahsetmedi. Hala bahsetmiyor, bunun gizli bi reklamcılık işi olduğunu düşünüyorum. Cem Yılmaz'ın her projesinden sonra çalıntı diye ortaya çıkan basın şimdi nerde merak içindeyim.

Konuya gelecek olursam; bu akşam "Saba Tümer'le Bu Gece"nin konuklarından biri dizinin senaristleriydi. Başından beri izlemesem de önemli kısmını izledim; çok adını geçirmek istemeseler de sorular geliyordu ve ağız kenarıyla söyleseler de sonunda söylediler; "Monte Cristo'dan alıntı, temel olarak karakter ve temel hikaye (intikam biçimi) alıntı." dediler ama olayların gelişimi ve diğer şeylerin kendilerine ait olduğunu söylediler. Yani bi anlamda çıkış noktası oldu sonrası üzerine bina inşa ettiler. Umuyoruz dizi kalitesini kaybetmeden devam eder.

Sudan'a Darfur Oyunu


Yabancı bir sitede dolaşırken şöyle bir reklama rastladım; "Save Darfur". Yani "Darfur'u Kurtar". Banu Avar'ın Böl ve Yut kitabını okuyanlar orada ABD'nin nasıl bir oyun çevirdiğini bilirler. Bu kitabı okuduğum için ilgimi çekti ve bu resme bastım; şu vereceğim linke yönlendirdi beni http://action.savedarfur.org/campaign/sudanelections. İngilizce yazılan bu sitede Obama'yı göreve çağırmak için Beyaz Saray'a direk gideceğini söyleyen bir mektup örneği var, size sadece imza atmak kalıyor. Kısaca, "Obama gel bizi kurtar" diyorlar. Yani dedirtiyorlar. Aşağıda da Banu Avar'ın Darfur ziyaretleri sonucu kitabından kesitler var işte Darfur oyunu ve işte nasıl oynandığı.

"Çin'le olan yakın ilişkisi Amerika'nın hiç hoşuna gitmiyor. Üstelik Sudanlılar Çin'i, saygıyla selamlıyor. Kıyamet de burdan kopuyor."

Hortum üniversitesi öğrenci temsilcisi Abdullah'ın "arabulucu" batılılar için yaptığı yorum da şu:

"Avrupa ve Amerika, Darfur halkının içinde bulunduğu durum için Sudan'ı suçluyorlar. Darfur bizim iç sorunumuzdur. Batı buraya elindeki tüm gücüyle müdahale ediyor. Çünkü Sudan'da petrol ve altın var. Onların derdi halk değil, Sudan'ın doğal kaynakları. Sudan'da kontrolü ele geçirmek için bahane arıyorlar."

"Peki ya BM diye soruyorum."

"Onların da Sudan'a hiçbir faydası yok. BM sadece Amerika'nın kararlarını uygular."

"Nitekim Sudan hükümeti 2006 yılında BM temsilcisi Jan Pronk'un üç gün içinde ülkeyi terketmesini istemişti. Sudan hükümeti BM'ye bağlı örgütlerin faaliyetlerinin Sudan için askeri tehdit oluşturduğunu ifade etmişti. Bu kararın akabinde Sudan'a âcil müdahale kampanyası başladı. Sudan'ın Batı bölgesi Darfur yabancı barış gücüne kapıyı açmalıydı. Sudan hükümeti bu kampanyaya bir yıl dayandı ama sonunda pes etmek zorunda kaldı. Darfur'da on binlerce yabancı asker arabulucu rol oynayacaktı."

"Cumhurbaşkanı Ömer el Beşir'in danışmanı Gâzi Atabari Nil'in kıyısında yer alan Omdurman'daki hükümet binasının penceresinde Türk yapımı köprüyü ve tüm bereketiyle akan Nil'i göstererek:

"Afrika boynuzu nerede yer alıyor bir bakın. Kızıldeniz'in tam karşısındayız. Kızıldeniz Ortadoğu'ya ve Avrupa'ya açılan su yoludur. Ordaki limanlar hayati önemdedir. Bu yüzden buraya el koyma gayretleri var." diyor.

Gazi Atabari'nin son sözleri bugün El Beşir hakkında söylenenleri özetler mahiyettedir:

"Bir isyancı grup gidip İsrail'e büro kurdu. Tüm bu süreçte bir şey iyice belirginleşti. Darfur'la ilgili baskının, kumpasların ardında Amerika ve İsrail vardır. Darfur olayı alabildiğince büyütüldü. Darfur bir maskedir. Filistin, Lübnan, Irak'taki cinayet ve katliamı perdelemek için kullanıldı."


Amerika hiç de demokrasi için orada değil, enerjiler ve stratejik konum bunu doğruluyor. Aynı zamanda Çin'la yakınlaşması da onu zora sokuyor.
Son olarak şöyle ilginç bir bilgi vereceğim;

Nil Nehri'nin hortuma benzemesinden kaynaklanan Osmanlı'nın verdiği bir isim bu. Ama Batılıların okuduğu gibi, şimdi biz de ona Hartum diyoruz.

Monte Kristo Kontu Ezel'in Boş Oda'sı


Ezel..Milyonları hayranlıkla izletecek,hepimizi şaşırtacak kadar müthiş, birlikte büyüyen intikam ve aşk, hatta köşe yazarlarının bir diziye bölüm ayırıp her hafta yazması kadar sıradışı bir dizi.

Anlatmaya gerek yok bu dizi çok farklı. Yani öyle sanıyordum ben de. Ta ki aklıma ilk şüphe düşene kadar, birisi Youtube'daki ezel vidyoları altına sürekli "Bu dizi Monte Kristo'nun Kontu'ndan çalıntı" diyordu ve hatta bu uyarısı için başkaları da ona kızıyordu. Neden kızıyordu anlamak da mümkün değil ya.

Ardına düştüğüm bu şüphe sonrası kitabı okuyan bazı arkadaşlarım "aynen" dediler şaştım kaldım. Bugün de filmini izledim. Evet konu aynen öyle işliyor, tabi biraz farkla. Film 1800'lerde geçiyor.Yakın arkadaş hatta birbirinin hayatını kurtarmış çocukluktan gelen iki arkadaştan biri diğerini içeriye düşürüyor, zaten çoktan gizli gizli askıntı olduğu, Ömer konumuna gelen Dantes'in evleneceği kız arkadaşınla Dantes hapise girdiken 1 ay sonra evleniyor. Tabi savcıyı da ayarlıyor ve bi kaç ay sonraya Dantes öldü diye savcı imzalı bi kağıt gönderip kızın ümitlerini de tüketiyor.

Dantes'in girdiği hapishane ise tam bir zindan, adeta ölüme terkedilen insanlar var orada ve hücre sistemi olan bi hapisane. Orada tüneli yanlış kazan bir Rahip bu arkadaşın odasına çıkıyor ve okuma yazma dahi bilmeyen bu kişiye benimle tünel kaz sana çok değerli bişey veririm diyor. Tabi ki herkesin ilk aklına gelen biçimde Dantes de "Özgürlük mü?" diyor. Rahip "Özgürlüğü kaybedebilirsin,ben sana bilgi veririm" diyor ve başlıyor içeride bu arkadaşı eğitmeye. Bu kişimiz de meşhur Dayı'mıza karşılık geliyor. Ve kaçmadan bir de hazine tarifi veriyor. Kaçınca bu hazineyi bulan Dantes zengin oluyor sonra da gidip aynı biçimde intikamını alıyor. Tabi o çağlarda estetik ameliyat yok birazcık tip değişikliğiyle bunu yapabiliyor. Hatta büyük benzerliklerden biri de o evlilikten olan çocuk meğerse Dantes'in oğluymuş bunu da sonra öğreniyoruz. İlk kaçtığında bir hayat kurtararak sağ kol da buluyor orasını da çalmayı ihmal etmemişler. "Ezel" dizisindeki gibi de oyunlar var bir kaç tane ama 120 dakikaya da fazla sığdırılmıyor tabi. Ezel'in en büyük farkı o küçük oyunları.

Yani, benzerlikler hat safhada hatta aynı şekilde işleyen bir intikam hikayesi. Türkiye'de daha önce böyle bir dizi yoktu diyerek kutsadığımız, mükemmelliğine hayran kaldığımız dizi gözümden düştü bu anlamıyla. Dokunulmaz mükemmelliğini yitirdi ve hatta bazı hayran kaldığımız sahneler de acaba çalıntı mı diyerek hayal kırıklığına uğrattı. Tabi ki bi esinlenme olabilir, ancak yazarlar bundan hiç bahsetmeyerek kendilerini çok zeki göstererek ayıp ettiler. Hatta savunmaları; "Türkiye'deki insanların bu kitabı okuyacak entelektüel seviyeye ulaşmadıklarını düşündük" müş. Yani "çalınan minarenin kılıfı" hazır ama "kabahatten büyük bir özürle".

Beni düşündüren bu kadar överek yazan yazarlarımız nasıl oluyor da bu gerçeği ortaya çıkarmıyorlar? Ya para alıyorlar ya da yazarların dediği gibi "entelektüel birikim" onlarda da yetersiz.

Ha bir de jenerik var ki dillere destan. Onu da orjinal sanıyorduk ama hiç bir gerçek gizli kalamıyor günümüz modern dünyasında. jenerik de aynen çalıntı; "Boş Oda" isimli filmden. Aşağıdaki vidyoda bunu görebilirsiniz.


Dizinin kendine has güzellikleri, özellikleri var tabii ki. Diyaloglar olsun, içindeki Ezel'in intikam almada kullandığı oyunlar olsun, edebiyat kitaplarını yutmuş filozof Dayı'mız olsun güzel. Ben izlemeye devam edeceğim ama hani gönlün kırılır da birine sonra da soğuk soğuk muhabbet edersin ya işte onun gibi; "ya bu da çalıntı mı ki" diye şüpheyle izleyeceğim. Yani bir anlamda dizinin o mükemmelliği gitti bunlardan sonra. Bir yazar da bir televizyon kanalı da bu ayıptan bahsetmeli, susuyorlarsa bu işin içinde dizidekinden büyük "oyun" var demektir.

Son olarak; "Allah sonunu benzetmesin" diyerek esprili biçimde yaklaşıyorum, hem filmin sonu çok güzel değil hem de bari dizinin sonunu bilmeyelim.

Hiç Umutsuzca Bakmadık!

(resmi büyütmek için üstüne tıklayınız)

Odamda bir sürü poster asılı; ÇARŞI, Beşiktaş,Kartal, daha bir sürü. O posterlerden bir tanesi de şu yukarıdaki resim.

Geçenlerde tam yatacakken yatağımın kenarında bir kağıt farkettim. Önce noluyoruz mesaj mı bıraktılar bana diye içimden geçirsem de elimi kağıda atmamla kağıda bakmam sonrası gördüm ki yukarıda resmini verdiğim poster düşmüştü.

Posterde yazan yazı şöyle : Pembe hayaller kuramadık Siyah-Beyaz dünyanın çocukları olarak. Ya siyahı oynadık ya beyazı seslendirdik. Ama hiç umutsuzca bakmadık ona; Beşiktaşımıza!

Aklıma hemen şöyle geldi; (filmlerde olur ya) Yıldırım Demirören seçilince, poster umudunu kaybetti. Artık "umutsuzca baktı" Beşiktaşına ve duvardan attı kendini dayanacak gücü yoktu artık. Benim de öyle düşünmem gerekliydi, umutsuzluğun karalığında olmalıydım ama hayır dedim ben, bazıları gibi ben terketmiyorum! BURADAYIM! Ben bir kez daha umutsuzca bakmıyorum diyerek posteri olduğu yerden kaldırdım ve duvardaki kendine ayrılmış alana onu yeniden yapıştırdım!
Çünkü "ben hiç umutsuzca bakmadım BEŞİKTAŞIMA!"

1950'den Bu Yana Amerika'nın Bombaladığı Yerler

Amerika bombalamaktan bıkmamış. Bir gün bitecek bu derenin suyu.

"Sakın,Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!
Ancak,Allah onları(cezalandırmayı),korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor." İbrahim Suresi 42.Ayet



İşte o ülkeler ve tarihleri;

  • Kore ve Çin 1950-53 (Kore Savaşı)
  • Guatemala 1954
  • Endonezya 1958
  • Küba 1959-1961
  • Guatemala 1960
  • Kongo 1964
  • Laos 1964-73
  • Vietnam 1961-73
  • Kamboçya 1969-70
  • Guatemala 1967-69
  • Grenada 1983
  • Lübnan 1983, 1984 (Lübnan ve Suriye)
  • Libya 1986
  • El Salvador 1980’ler
  • Nikaragua 1980’ler
  • İran 1987
  • Panama 1989
  • Irak 1991 (Körfez Savaşı)
  • Kuveyt 1991
  • Somali 1993
  • Bosna 1994, 1995
  • Sudan 1998
  • Afganistan 1998
  • Yugoslavya 1999
  • Somali, in 2000’ler
  • Yemen 2002
  • Irak 1991-2003 (ABD/İngiltere sürekli olarak)
  • Irak 2003-hala sürüyor
  • Afganistan 2001-hala sürüyor
  • Pakistan 2007-hala sürüyor
  • Yemen, 2 hafta önce. (19 Ocak'ta yazılmış)

Mario Bir Tesisatçı Olmasaydı?

Çocukluğumuzun kahramanı Mario, hiç bilir miydik ki o zamanlar bi tesisatçıyla dünyaya meydan okuyoruz? Bilmezdik ama okurduk yine de o meydanı hepsine meydan dayağı atardık.
Peki ya Mario tesisatçı olmasaydı?? Aşağıdaki resimde Mario için alternatif meslekler var;
İlk resim Marangoz, sonra sırasıyla; Pilot, Bahçıvan, Polis ve Ninja.
Hepsinde de hala prensesin peşinde ve polisken sorguya aldığı canavara "Nerde o 'kahrolasıca' prenses" diyor.

Pascal'ı Tanımayan Takım Arkadaşları



Kanal 24'te Güzel Oyun programında Pascal Nouma'ydı konuk. Röportaj şeklinde ilerleyen programda anılarını anlatıyor Pascal ve aklımda kaldığı kadarıyla birebire yakın biçimde aktarmaya çalışayım; İlginç 2 hikaye:

  • Pascal, Türkiye'ye ikinci kez gelir. Cordoba maça çıkmadan Türkiye zordur, şöyle yap böyle yap. Profosyonel davranırsan burada iyi olursun, tavsiyeler veriyor. Pascal dediğine göre cevap vermiyor. Maça çıkılacak, tüneldeler. Pascal: "Cordoba'ya seslendim, iyi şanslar" dedim. O da "Pascal sana da" dedi. Pascal devam, "Sonra dedim ki, sen benim kim olduğumu biliyor musun?" Cordoba da "evet, Pascal?" diyor. Sahaya çıkınca görürsün gibi bişey diyor Pascal ve sonra sahaya çıkınca tabii ki tribünler onun için çıldırıyor. Pascal ona dönüp dediği şeyi Türkçe aktarıyor, Ona dedim ki "Akıllı ol"

  • Bir da Galatasaray ile transfer hikayesi var; Galatasaray onu almak istiyor. Pascal, "Ben de tamam dedim görüşelim. O ara Fransadaydım, Menejerim evime yakın bir yerde bir görüşme ayarladı. Ve beni hala bekliyorlar."

Çok hoşuma gitti bunlar, daha güzel şeyler anlatıyor ama Pascal'ın o çılgınlığını yaşatan iki güzel hikaye.
Özlüyoruz seni Pascal...

Blog Widget by LinkWithin

Copyright © 2009 - Karalama Defterim - Tüm Hakları Saklıdır ve kartalizma_okan 'a aittir
Yazılan "bi kaç kelam" a saygı göstererek aktif bağlantı adresi vermeden kopyalama yapmayınız. Blog en iyi Google Chrome ile sonuç verir.