Ülkemi Seven(!) Bir Misyoner Kadın


Türk tarihi çok geniştir, Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar bilinen 17 devlet vardır. Elbet bu devletler kurulurken büyük kahramanlık hikayeleri yaşandı. Bilimden sanata pek çok insanımız yaşadı. Peki Türk Sineması ya da Dizi Tarihi bu insanlardan kaçından bahseder? Bi Mimar Sinan, bi Mevlana hakkında kaç film vardır? Hiç yok desek? Olsa olsa kalitesiz ucuz maliyetli yapımlar. Aslında Mahmut Çetin'in "X İlişkiler" kitabını okuduğunuzda bunun bir rastlantı olmadığını anlarsınız ama neyse ben açmıyorum ağzımı.

Dünya tarihinin seyrini değişmiş bir fetih vardır ki Bizans'ın sonunu getirmiştir ve o fetih hala daha Batı toplumlarınca unutulmayıp intikamı alınmak üzere akılda tutuluyor! Peki sinemamız bunun için kaç film yaptı? Tabii ki SIFIR! Muhteşem bir strateji, devlet adamlığı, inanç, kudret ve kuvvet ama bahseden yok!

Dizilerimizde de bir dizi Kanuni'nin hain eşi Hürrem Sultan'dan bahsetti ve onu da oynayan Gülben Ergen'di yani Yılmaz Erdoğan'ın yengesi! Kahraman kadınlarımızdan bahseden yine olmadı!

Peki Abdülhamit'in muhteşem istihbarat teşkilatını hangi filmde duyarsınız? Ondan da bahseden olmadı! Ondan da Kızıl Sultan diye Abdülhamit Düşerken diye bahsedildi! Rezalet!

O kadar uzağa değil yakına gelelim, kaç tane adam gibi Kurtuluş Savaşı filmi yapıldı bu ülkede? Kaç tane vatansever hikayesi anlatıldı ha? Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında bile saptırmalı filmler yapıldı, onun insani yönleri de var diyerekten!

Kanal D şimdi Türkan Saylan'ın dizisini yapıyor. Hem de büyük vatansever olarak!
Yani MİT raporlarıyla misyonerliği belgelenmiş bir kadın. Yaptığı projesiyle tek bir yöreye hizmet eden bir kadın! "Türkler hep yakıp yıkmıştır" diyen bir kadın! Ulusalcılarımızın da buna rağmen arkasında durduğu bir kadın! Hristiyanlığı yaymaya çalışan bir kadın! Hristiyanlığa saygımız var ama Prof.Dr. Cemalettin Taşkıran'ın dersimizde ettiği şu sözü eklemek isterim: "Benim ülkemde gizli faaliyetlerinle Hristiyanlığı yayamazsın. Karşılığında para gibi bir şey vaadederek dinimden vazgeçirmeyi teklif edemezsin! Git kilisede yap ibadetini. Gizli evlerde masum çocukları bir şeyler uğruna kandırarak yapma!". Kripto olan her şeyden şüphe ederim! Zaten bunun adı ajanlık faaliyetidir. MİT de bu kadını misyoner olarak raporlamıştır.

Burs verdiği öğrencilerin PKK'lı olduğu ortaya çıktı. Ailesi başörtülü öğrencilerin bursunun kesildiği ortaya çıktı. Ama o bir VATANSEVER(!) Olur mu yahu o vatanını seviyor ve barbar Türk olduğunu söylüyor! Batı toplumunun Tanrı'ya insan kurban ettiği dönemde bile at kurban eden bir medeniyetten bahsediyor Saylan.

Ben kabul edemiyorum! Bu nasıl bi sevgidir ki vatanı bölmek isteyenlere burs veriyorsun, bu nasıl "özgür düşünce"dir ki namaz ile baleyi kıyaslayabiliyorsun! Ailesinde başörtülü olan birinden sanane, bu yaptığın insanları "bizler ve onlar" diye ayırmak değildir de nedir?

UYUMA TÜRK MİLLETİ! MİT, misyoner raporu veriyor bu kadın hakkında.

Bu kadın Türk subaylarımız genç kızlarımızla yatmalı diyor böyle sapıkça bi düşünce olabilir mi? O kızlar da genelde ajan olur düşünceye de bak! Yatakta avlamak istiyor kendisi! Bunun için "evler" kuruyor zamanında. Buna şahit olan subaylarımız da var.

Çocuklara dağıttığı kitaplarında yazılanlarda "Tanrı'ya yalvarırım ki Bu güzel şehir Müslümanların eline geçmesin!" bu sözler nedir? Kitabın devamında "ben keşke Meryem ana olabilsem" sözleri yer alıyor. Bu sözleri kim yadırgayabilir, böyle hata mı yapılır? Bu kesinlikle kasıtlıdır!

TV çok büyük kitlelere ulaşıyor ve büyük kitleler bunu izledikten sonra Türkan Saylan'ı büyük kahraman zannedecek. Zaten "kahraman" ilan eden çok insan var. Ama şartlanmamış kişiler bari bi fikir edinebilir!

Şimdi bir kez daha soruyorum bunlar nedir? Savunulacak neresi vardır ve İstihbarat'ın raporları nasıl yalanlanabilir?

İşte videoda her şey kayıtlı:
(Düzeltme:anlaşılmaz biçimde Türkan Saylan videoları dailymotion'dan kaldırılıyor. Banu Avar'ın Türkan Saylan konusunu açığa kavuşturduğu videoyu ekliyorum.1.dakikanın sonundan itibaren Türkan Saylan'ı ve amaçlarını anlatıyor. Diğer ses kayıtları daily motion'da olmadığından youtube'dan aynı videoyu ekliyorum!)






Bu şarkıyı da paylaşmadan yapamıyorum!

Şimdi Biz UTANIYORUZ!


Avrupa'da elenmeler üzerine tek bi kelime dahi edesim yoktu, zaten ülke puanını takımlar için değil UEFA'da 4 takımla temsil edilme imkanı için istiyordum ancak kalsın kalsın. Vermanteblog yine yazacağım yazıda etki yaptı, 8-0 diyorlardı ya hani bir ara şimdi kaç 8-0 oldu bu biliyor musunuz?

Ondan da alıntı yapmak istiyorum,

Ve şimdi ben sizlerle makara yapacağım.. Bütün sezon bu geceyi hatırlatacağım: 26 Ağustos. Bütün sezon ağlayacaksınız gülünecek halinize.. Derbi kazanacaksınız, avrupada olmadığınızı hatırlatacağım ve sizler yine 26 Ağustos'a döneceksiniz.. Üzülmüyorum ulan ülke puanı da umrumda değil.. Nefret edecekseniz de edin.. Siz o yağmurlu İngiltere gecesinde ülke puanı dediniz mi? Vurdukça vurdunuz.. Şimdi sizin dudağınız patladı, kaşınız açıldı, kan şekeriniz düşmeye başladı!



Bunlar az bile daha çook haklıca yazmış adam, devamlarını burdan okuyun.

Demek ki gün gelirmiş Avrupa Fatih'liği yalan olurmuş, müzeye gidin şimdi, kupa nerdeeee hanimiş kupaaa kupaa goook.

Avrupa'ya gidip de bizi hep rezil eden Fenerbahçe, PAOK gibi kalitesinin her türlü bizim "büyük" takımlarımızın altında olduğu belli bi takıma nasıl elenilirmiş?
Siz o 8-0'la dalga geçtiniz ya, Vermante'nin de vurguladığı gibi Türk takımı ama buuu demediniz ya alın size işte Avrupa!..

Quaresma alemciymiş, Guti yaşlıymış. Yaşı başı gördük beyler! PAOK'a Ayasofya'nın yıkılan minarelerini intro'suna koydurdunuz ya UTANIYORUZ SİZDEN!

90'da gol attığın adını hiç duymadığımız Karpaty'e 92 de hem de rakip 10 kişi gol yediniz ya, UTANIYORUZ SİZDEN!

Şimdi biz UTANIYORUZ işte!

Basın, bunu da yazın!

Bir İntihar Akşamı Üstüne Söylenti


Kısacık yoğun bir akşam
Herkesin yüzünün bir anıya karıştığı
Yoğun bir akşam
Bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde
Ve bir intihar üstüne söylenti
Bütün kıyıları dolaştı durdu
Kısacık bir akşam

Kısacık serin bir akşam
Kelebeklerin atlarla yarıştığı
Yoğun bir akşam
Bazı mektuplar damgalandı postanelerde
Oturuldu bir takım şarkılar söylendi
Bir adam bir kadının kapısını vurdu
Kısacık bir akşam

Neyi söylesem bir kahramanlıktı
İçinde azıcık buluştuğumuz
Bir bulutla bir kağıt peçete arasında
Kısacık yoğun bir akşam
Şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam
Bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve
Kısacık yoğun bir akşam

Her şey bir unutkanlıktı
Arada bir deliler gibi kavuştuğumuz
Tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında
Kısacık yoğun bir akşam
Biliyordum bir soğuktu nereye varsam
Bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve
Kısacık yoğun bir akşam.

Kim karıştırdı gerçekliğine
Yaşadığım sonsuzluğun
Ve oturuldu bir takım şeyler söylendi
İmla kurallarıyla mutsuzluk üstüne
Kısacık bir akşam
Duraladım ne yapsam

Kim karıştırdı gerçekliğine
Su terazilerindeki ensizliğin
Ve fotoğraflar çekildi ben çıkmadım herkes eğlendi
Araba vapurlarıyla denizsizlik üstüne
Kısacık bir akşam
O kadar kısa ki bir akşam

Yüzümü suyun ardında buldum
Kıyılar bu yüzdendir öyle dediler
Kısacık yoğun bir akşam
Serin bir akşam öyle söylediler...




O kadar kısa ki bir akşam..

En çok hoşuma giden kısmı

"Ve fotoğraflar çekildi ben çıkmadım herkes eğlendi
Araba vapurlarıyla denizsizlik üstüne
Kısacık bir akşam
O kadar kısa ki bir akşam
"

Mario Oyununa Dahil Olabileceğiniz Oda


Geçmişi anmak kötü gelir bazen, bazense hoş anılar vardır. Mario da bunlardan biri bence. Daha önce Mario'nun tesisatçılık dışında seçebileceği alternatif mesleklerden söz etmiştik. (Mario Bir Tesisatçı Olmasaydı?) Çocukluk günlerimizin en deli heycanlandarındandı MARIO! Ne oyundu, ne teknolojiydi be! Düşünemiyorduk bile ki bunları. Yaşıyorduk oyunu sadece.
Genç bir tasarımcı Antoinette J. Citizen Süper Mario oyununun ilk bölümünü bir odaya tasarlamış. Tüm tuğlalar, soru işaretli kutular, altınlar ve kutular. 3 Boyutlu kutular ve oyunla birebir planlanmış bir arkaplan. Ses efektleriyle birlikte oyunu yaşayabileceğiniz bir oda. Atarilerimizde Mario oyununa yıllarını vermiş kişilerden biri olarak böyle bir maceraya girmeyi çok isterdim.

Buna benzer bir başka "oyun alanı" ise Sokak Sanatçısı Katie Sokoler tarafından New York sokaklarının Pac-Man oyunu gibi tasarlanmış hali. Elbet pek çoğumuz da Pac-Man için çokça vaktimizi heba etmişizdir.

Pac-Man karakterleri ve noktalarla New York sokaklarını hareketlendirmiş bu sanatçı da. Keşke bizim vandal-spreycilerimiz de insanların dükkanlarını, evlerini spreyleriyle kirleteceğine daha uygun boş yerleri daha akılcı şekillerle donatsa diyor insan.

İşte Mario ve Pac-Man'den resimler:





Devamı için..






Devamı İçin

Geçmişten Günümüze Beşiktaş Formaları

Formalar kulüplerin hayatında önemli bir kutsallık taşır. Taraftarlar için de kutsaldır o forma. Hatta "o forma kutsaldır nasip olmaz herkese". Geçmişten günümüze anılır bazen nostalji yapılır yeni sezon tasarımlarında yer alır. Her sezon heycanla bekleriz takımımızın formasıdır o, mabedimizin yeni kutsalıdır.

Geçenlerde tarihteki kötü formalardan, sonra da Beşiktaş'ın formalarının pahalılığından bahsetmiştik. Bir arkadaşımız Beşiktaş Formaları için blog açmış. Bu blogda geçmişten bugüne Beşiktaş formaları yer alıyor. Aşağıdaki resimlerde iyi bir çalışma var, resimleri o arkadaş da internetten rastlantı sonucu bulmuş ve kimin bu çalışmayı yaptığını bilmiyoruz. Güzel bir çalışma olmuş, adını bilemesek de teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Beşiktaş'ın diğer formalarına http://besiktasformalari.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz. Pek çok formanın resimleri var kaleci formaları da dahil. İlgilenenler inceleyebilir. İnternet koleksiyonu gibi bir şey yapılmış gerçekten. Formaları inceleyip çocukluğunuzdaki formaları görünce eski günlere dönebilmek hoş.

İşte formalar, kronolojik olması için aşağıdan yukarı geliniz ve resmin üstüne tıkladığınızda daha büyük görebilirsiniz.



Kapitalizmin Takımı Beşiktaş



Yıllardır kulübü kendine borçlandıra borçlandıra kulüpte denge bırakmayan yöneticilerimiz önemli transferler yapınca kulübe destek için forma alın diyorlar. Tabii ki bu transferleri beğeniyorsak ve takımımız için fedakarlık gerekliyse hazırız. Forza Forum'da da bu konu tartışmaya açılmış ve forma alın önerisinde bulunulmuş, çoğu kişi de radara alkollü yakalanmış şöför gibi ben 1 tane aldım ben bi tane daha alcam gibisinden raporlar vermiş. Kimisi de ülke şartlarına dikkati çekmiş ve alamadıklarından bahsetmiş. E malum forma 90 TL. Bazı arkadaşlar da sigara içme,şurdan kıs burdan kıs formayı al diyorlar. Hatta formanın faturasını foruma ibraz etmeyenleri foruma almayalım gibi öneriler bile gelmiş. Hey gidi hey, Halkın Takımı ve onun taraftarlarına bak. Ne hale gelmişiz be yazık! Ordan burdan kısmak kolaydı zaten, çoluk çocuk derdi mi dersin, okul derdi mi? İnsanlar akşam evine yemek zor götürüyor. Kısmak 16-17 yaşlarında, babasının yanında harçlıkla yaşayan arkadaşlara kolay geliyor tabi.

20 lira maliyetli ürünleri 90'a satarsan ben alamam tabii ki de. Forma ya bu al giy üstüne ne işliyosun altın mı üstüne?

Belki de daha düşük bi maliyeti var bunun, kimse bana marka değeri, kulüp değeri bahsetmesin arkadaş. Alamıyorum! Ekonomik gücümüz kendi kendimize yetiyor(çok şükür), bir öğrenci olarak kimseye muhtaç kalmadan yaşıyorum ama ben bırak öğrenciyi,okulu bitirip ertesi gün iş garantili olsam peşin para verseler yine veremem 90 TL. Anadolu kulüpleri 30-40 TL'ye çekiyorlar, onlar salak mı da çekiyor fiyatları aşağıya? Onların formaları dandik üretim mi? Bi kere ben bu işin maliyetini de bildiğim için elim gitmiyor ya 90 TL'ye.

Beşiktaş Yönetimi formaları 40 TL'ye satsın ya da 50. O zaman görülür işte satışlar nasıl artıyor, ama biz aldıkça daha formaları böyle satacak çok adam bulunur. Kartal Yuvasında sadece forma da değil ki,bileklik alıyorsun o lastik bileklikler bile 5 TL. Alıyordum eskidikçe, yardıma gidiyor diye düşünerek acımadan alıyordum. Tabi ondan da sıcaklar dolayısıyla vazgeçtim (bileğimi yakıyor). En fazla iyi bi tişört denk gelirse alırım, tişörtler de ayrı bi uçuyor, tasarım adına bişey yok 50 TL,40 TL orası da ayrı bi konu. O paraları verenlere saygım vardır, versinler kendi paraları ama ben bu paraları veremem.

Yönetime de gelince bedavaya yöneticilik yok Türkiye'de.
Yıldırım Demirören kaç paralık reklam yaptı yıllardır keza diğerleri de öyle. Bırakın da versinler iki transfer parası. Ya düzenli sistemi oturturlar gelir gider dengesi ya Türkiye'de olduklarını unutmadan fiyat etiketi eklerler bu ürünlere ya da ceplerinden çıkan paraya acımazlar!.

Halkın takımı olduğunu söyleyen kulübümüz hiç de halkın değil kapitalist sistemin takımı. Önerilere bakalım, parası olmayan gitsin burdan. Yani seçkinlerin, forma alanların forumu olsun forza. Halkın takımı olduğumuzu bari forumlarda yaşayalım bırakın da.

Gel gelelim kulüp bu işe el atmadıkça hiç bişeyden yakınamaz, "halkın takımı" olmak Çarşı'nın Sol kültürden gelen bir ağız alışkanlığından öteye de gidemez!.

Bu forma kutsaldır nasip olmaz herkese, bi de öğrenciye işçiye emekliye vesaire vesaire!

Pankart: Transfer Manyağı Olduk YETER!


Yıldırım Demirören'e bu sefer transferler için dur denildi. Pankart çok eğlenceli, çok güzel çizilmiş ve gerçekten yaratıcı. Şu surat ifadesini yapan arkadaş nasıl çiziyorsun ne yetenektir be.

Transfer Manyağı Olduk! Yeter Yıldırım Demirören Yeeteer!:)

Tarihteki Kötü Formalar

Her sezon büyük ümitlerle bekleriz, yeni sezon forması çok önemlidir biz taraftarlar için. Hatta çıkan formalardan daha iyi tasarım yapan amatör tasarımcılar bile çıkartırız içimizden. Büyük umutlarla beklediğimiz formalar bazen "tırt" çıkabilir. İşte daha önceki yıllarda "tırt" olduğu belki de farkedilmeyen ama bugün burdan bakınca komik ve kötü gelen formalar.

Chelsea 1995 Deplasman Forması

Chelsea'nin 90'ların ortasında Ruud Gulit gibi efsanelerinin giydiği Gri-Portakal rengi forması. Maviler niye böyle bi forma üretmişler bilinmez.

Manchester United 1994 Deplasman Forması

"United zorla giydirilmiş bir suçlu gibiydi. Alex Feguson bir Southampton mağlubiyetinde oyuncuların birbirlerini göremediği iddiası üzerine hemen bu formadan kurtuldu. Takım devre arasında 3.Formasını giydi."

Coventry City 1978 Deplasman Forması

Acaba neyi düşünerek bu tasarımı oluşturmuşlardı? Coventry City'e ait '78 yılı forması işte böyleydi, tişörte iki çizik atmışsın mı diyeyim, yukarıdan gelip aşağıda şortla birleşen çizgilere mi dikkat çekeyim. 'Geçmiş yıllar işte' deyip geçeyim en iyisi.

Arsenal 1991 Deplasman Forması

"90'ların başı forma tarihinde 'deneysel bir çağdı'" Arsenal bu formasıyla Deplasman yollarındaydı.

Norwich 1993 İç Saha Forması

Norwich takımı Avrupa'nın en iyi 3'üne yükselirken bu formayı giyiyordu. "Bayern Munih ve İnter gibi takımlara kafa tutan bu ekip UEFA Kupası sırasında Paint-ball maçından çıkmış gibiydi."

Aston Villa 1993 Deplasman Forması

Geçmiş yıllarda İngiliz Futbolunda önemli bir güç olan Aston Villa, Yeşil Siyah çubuklarla kırmızı şerit çizgiler geçiyor. Aston Villa'nın renkleri ise Bordo-Mavi, yıllar önce Trabzon'un bugünkü renklerini almasında etkisi olan A.Villa formalarını da göndermiş ve Trabzonlular giymiş. Neyse ki paketten bu forma çıkmadı.

Galatasaray 2009 Alternatif Forma


Son olarak bir tane de benden, Galatasaray'ın geçtiğimiz sezon ürettiği alınmayın ama çok kötü bir renk ve forma. Forma resimde daha iyi duruyor, arkadaşımın bu formayı satın almasıyla bir de parıl parıl olduğunu görünce açıkçası bu kadar koyu renge midem bulandı. Mor olmasına hiç değinmiyorum, renk tonu ancak bu kadar kötü seçilebilirdi ve buna da harika bir hikaye uyduruldu. Galatasaraylı bir blogda da okumuştum: "..bunu taraftara iyi yutturduk.." diyordu.
Kötü formalara Türkiye'den en yakın bir örnek.

İşte böyle, formalar bir kulübün önemli simgesidir ama bazen yapılan tasarımlar onu tarihe en kötü olarak geçirebiliyor.

Araştırma tümüyle bana ait değildir. [whatpoll.com desteklidir.) Formalar ve yorumların bir kısmının alıntı olduğunu belirtirken tırnak işareti içerisinde yazılan kısımların çeviri olduğunu ve çevirisi bana ait olduğunu da belirteyim ve bağlantı adresi (link) vermeden kopyalamanızın doğru olmayacağını belirteyim.

Bir Ki Deneme


Bir Ki Deneme

Zar tutuyorsun ey hayat bu kaçıncı sevgili
Yanlış ata oynamışım gözlerim öyle dedi.

Pır pır diye ses çıkardı yürürken yüreğimden
Denizleri sulardım tozmasın diye deniz
Sporu çok severdim çiçeğe yem vermeyi
Kuşlara binerdim ve kaçardım basından
Bak buraya yazıyorum diye milyar kelimeyi
Ziyan eden de bendim hem de hiç sıkılmadan.

Güzeldim de galiba bunu nasıl söylesem:
Eline sağlık Tanrım leyla çok güzel olmuş
Tanrım eline sağlık dünya da çok güzel olmuş
Keşke biraz ölmesem.


İbrahim Tenekeci

Çok hoşuma giden bir şiir, son zamanlarda okuduğum en iyilerden biri ve paylaşma ihtiyacı hissettim. Zar tutuyor bu hayat!...

1 Sene Oldu mu be!



Vallahi de olmuş lan, dile kolay tam 1 sene!.. Kutlama yapma zamanı geçmiş bile tam 31 Ağustos 2009 gecesiydi bu işe kalkışmıştım. Zaten Facebook'ta not olarak paylaştığım yazıları blogla taçlandırmak isterken bugün geldiğimiz noktaya bak. Çok amatörce başladım sonra zamanla kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum. İlk yazılara baktığında hep kopyala yapıştır, zamanla kopyala yapıştır'ın altına yorum yaz. Sonra aralarda kendim bi yazı yazınca içimde bi kıpırtı bi hareket. Gel gelelim az çok kaşarlandık bile denilebilir artık Blog yazma işinde. 262 adet yazmışım 1 seneyi geçti, bir süre büyük durgunluk yaşadım. İnternetten koptum, canım istemedi ama yine de iyi yazmışım. Günlük 0,71 yani 3 günde 2 kadar falan kayıt girmişim. Neyse efendim zamanla kategorilerimi ekledim, eskiden kendi yazdıklarımı tek bi kategoride toplarken iş değişti her alanda kendim yazmaya başladım ve kategoriler benim yazılarıma ait oldu. Güzel günlerimiz oldu, kötü günlerimiz oldu tatildeydim geç kutluyorum. Halbukisi 31 Temmuz'da 1 yıl etmişiz.

ilk yazım şu : Kendime bir blog yaptım hayırlısı olsun..

Onu yazdığım anı hatırlıyorum şimdi bunu yazınca napçam, buna basınca nolcak falan derken bi baktım ki yayınlamışım.

Sonra bir sürü kopyala yapıştırlar, ilk ciddi yazım (o zamana göre de harika) Manchester Taraftarlarının Şampiyonlar Ligi Kuralarına Tepkileri MUFC taraftar forumunu okuyup çevirip haberci gibi çalışmıştım.

Okuduğum bir kitaptan etkilenip de yazdığım bir yazım. İlk defa temelini benim oluşturduğum bi yazı oldu sanırım: "Kuş Beyinli" mi Dediniz?

Ondan sonra (o zamanlara göre) en ciddi yazım kendi adıma bunalımdayken yazdığım bir yazı: “Yalnızlaşan” insan mı yoksa “yalnızlaşamayan" insan mı?..

Kendimi "özel bölüm" yayınlayan diziler gibi hissettim şimdi.

Alıntı da yaptım kaynak verdim, bi yerde gördüm etkilendim onun üzerinden de yola çıkıp yazdım içimden de geldi yazdım. Kendi halimde bir blog oldum işte hiç de böbürlenmedim her türlü sevdiğim blogun adını verdim, ordan aldım dedim. Blog yazsın canımı yesin dedim.

Blogu ve kendimi biraz yol katetmiş gördüm, daha fazla yol katetmeyi istiyorum ve yepyeni bir kaydı daha yakında hizmete sunacağım.

Blog'a ilgi gösteren, destek olan, yorum yazan herkese çok teşekkürler.

Destek ve yorumlarınızın devamını bekliyorum. Uzuunca bi yazı oldu ama bırakın beni duyguluyum 1 sene olmuş ya.:)

Blog Widget by LinkWithin

Copyright © 2009 - Karalama Defterim - Tüm Hakları Saklıdır ve kartalizma_okan 'a aittir
Yazılan "bi kaç kelam" a saygı göstererek aktif bağlantı adresi vermeden kopyalama yapmayınız. Blog en iyi Google Chrome ile sonuç verir.